TAŞ BİNANIN DÖRT CEPHESİ (Kül
Dergisi Sayı:24)
H.
Tuğrul Atasoy
“Rock müziği
dinlemeniz için satanist olmanız ya da satanist iseniz
rock müziği dinlemeniz mi gerekir? ...”
|
Rock müziği dinlemeniz için satanist olmanız ya da satanist
iseniz rock müziği dinlemeniz mi gerekir? Rock müziğinin, milyonlar
satan ve lideri de intihar ederek yaşama veda eden grubu Nirvana’nın
milyonlarca dinleyicisinden kaçı intihar etti acaba? Nazilerin
üst düzey subaylarının taparcasına dinledikleri klasik müzik
bestecilerinden kaçı müzikleri ile Nazi katliamlarına neden
olduklarından dolayı suçlandı? Rock müzik yekpare tek bir tema
ve tını değil. Bu müzik türünün içinde birbirlerinden çok farklı
siyasi söyleme, yetişme tarzına, hayat deneyimine, müzik anlayışına
ve yeteneğe sahip binlerce sanatçı var. Bu türün içinde bir
konuya 360 değişik açıdan bakan müzisyen ve yapıt bulabilirsiniz.
Öyleyse ilk soruya verilecek yanıt hayırdır. İkinci sorunun
yanıtını ben bilmiyorum demek ki büyük olasılıkla istastiki
olarak anlamlı derecede yüksek bir rakam değil. Üçüncü sorunun
yanıtı ise yine bilebildiğim kadarı ile kimse böylesi saçma
bir suçlamada bulunup kendini komik duruma düşürmemiştir.
Daha genel anlamda kendinizi içinde ve bir üyesi olarak gördüğünüz
kitlenin ortak beğenilerinin tümünü paylaşmak zorunda mısınız?
İnsan bir yazarı ya da bir müzisyeni sadece tarzını lirizmini
tınısını beğendiği için okuyamaz mı dinleyemez mi? Kavramların
içeriklerinin giderek daralması, kavramlaştırmanın giderek kutuplaşmaya
dönüşmesi bunu zorlaştırmaktadır. Takım tutma mantığı işlemektedir
çoğu kez. Kimisine Nazım Hikmet’i kimisine de Necip Fazıl’ı
beğendiremezsiniz. Ya birini ya diğerini okumak zorundasınızdır.
Birini çok severken öbürünün de kimi şiirlerini beğendiğinizi
söyleyemezsiniz. Benzer dünya görüşüne sahip olduğunuz yakın
çevrenizde kimi zaman hem Ferhan Şensoy’a hem de Cem Yılmaz’a
gülebilme özgürlüğünüz elinizden alınır. Söylemin genel kabul
görmüş ünlülerinin her sözü içeriğine bakılmadan kabul ediliyor.
Diğer yandan söylemin dışında tutulan kişilerin söyleminde yer
alan doğrular ise doğruluk derecesi ne olursa olsun dışlanıyor.
Rock dinliyorsanız sizin gibi rock müziği sevenlerin arasında
eskiden beri Ali Ekber Çiçek’i de severek dinlediğinizi söylediğinizde
tuhaf bir hava esiverir birden. Mutlaka beğenilerinizi akla
ve mantığa vurmak zorundasınız. Okuduğunuz bir roman, yazarının
görüşleri veya eserin kendi popülerliği yüzünden eleştiriliyorsa
yazarın diğer eserlerini sevmeseniz bile sadece o eseri beğendiğinizi
söylemeniz garip karşılanır.
Koca şairin küçük bir şiiridir sizi en çok etkileyen. O kısa
küçük şiirde dile getirdiğine benzer duygulanımlarınız vardır
belleğinizde, siz de belki o kısa şiirde dile gelenleri bir
zaman bir yerde şair gibi derinden hissetmişsinizdir. O kısa
şiirle aranızda kurduğunuz köprüyü şairin diğer şiirleri ile
o denli kuramamışsınızdır. O koca şairin o kısa şiirini en çok
sevme özgürlüğünüz bile garip gelebilir çevrenizdeki insanlara.
Bir tv dizisindeki mahallenin neredeyse bir benzerinde büyümüşsünüzdür
belki. Size o çocukluk ve gençlik günlerinizi yaşatır dizideki
karakterler ve karakterlerin replikleri. Ne oynadığı kanala
ne dizinin sanatsal yapısına bir hayranlık duyduğunuzu iddia
edersiniz sorulduğunda. Sadece size özel bir duygudaşlıktır,
bir tür geçmişin sevimli anılarına yolculuktur anlatmaya çalıştığınız.
Ama bunu kolay kolay anlatamazsınız. Sanki söylenenleri siz
bilmiyormuşsunuz gibi genel geçer beylik bir sürü eleştiri dikilir
karşınıza. Onlara uymazsınız çoğu kez. Ya da bir gün uyarsınız
biri der ki; “Ama o falanca tiyatroya ihanet etti reklamlara
çıktı bak filancanın sanatçı duruşuna!” Dayanamayıp; “Eee filanca
da şu reklama çıkmıştı ya!” deyiverirsiniz. Uzun lafın kısası
alacağınız tek yanıt mealen şudur ;”...o başka”
Çoğu kez uzaktaki başkaları değil biz, bize benzer kendi çevremizi
dar kavramlara ve kutuplaşmalara hapsediyoruz. Bir yandan futbol
fanatikleri eleştirilirken, şu yazarları okumanız bu müzik türünü
beğenmeniz şöyle oturup böyle kalkmanız istenir sizden. Bu yazarlardan
bu müzik türünden kimilerini beğenmemeniz ya da eleştirmeniz
doğal karşılanmaz. Benimsenmeyen bir yazarın bir romanını ya
da müzik türünün bir albümünü beğenmeniz sahip olduğunuz siyasi
söylemin veya size yüklenen aydın kimliğinizin birilerinin gözünde
yerle bir olmasına yol açabilir. Birbirimizi tek boyutlu yaşamaya,
aynı şeyleri düşünüp aynı şeyleri hissetmeye zorunlu kılıyoruz.
Birey özgürce kendisi olamadan bütünün parçası olmaya itiliyor.
Bütün ise iç zenginliğini yitirip fanatik taraftar kitlesine
dönüşüyor.
İnsan hem de okuyan düşünen tartışan insan bu kadar tek boyutlu
olabilir mi? İnsan aynı gün içinde bir yandan aşkı diğer yandan
ise bir başka coğrafyada taşanan acıları içinde hissedemez mi?
Tüm sorunlardan bir an için sıyrılıp çevresini yeşile boğan
baharı duyumsayamaz mı? İnsan beyni bilgisayar gibi çalışmaz.
Aynı an içinde insan beyni binlerce değişik işlevi birbirine
karıştırmadan yerine getirebilir. Hiçbir sinir hücresi hiçbir
uyarıyı aynı yoğunlukta belirli kısa bir süreden daha fazla
algılayamaz. Siz ne kadar zorlarsanız zorlayın bir konu üzerinde
belirli bir süreden daha fazla yoğunlaşamazsınız. Yoğunlaşabildiğiniz
anlar içinde bile beyniniz başka çözümlemeler ve başka işlevlerle
uğraşır. Aslında sürekli tek bir uyarana maruz kalmak ya da
tamamen uyarıdan kopmak beyin için ölümcüldür. Bu basit organik
ve fizyolojik gerçekler olduğu gibi bireyin entelektüel işlevlerine
de yansır. Bir şair sadece ve sadece değişmez tek bir tema üzerine
şiir yazmaya çalışarak ömrünü geçiremez. Hayatın tek bir yönü
ile uğraşan ve o tek yön üzerine uzmanlaşan kişi tüm hayal gücünü
ve yaratıcılığını yitirir. Aynı şekilde bir alt kültürün içinde
kalıp kendisine dayatılan hep aynı şeyleri dinleyip okuyup düşünüp
duran birey de yok olmaya mahkûmdur. Tek tip insanlardan oluşan
bir kitle tam bir cehennem tasviridir aslında. Bu cehennemin
zebanileri, yanında duran kitle üyelerine neye gülüp neye ağlayacaklarını
ya da neyi okuyup neyi okumayacaklarını söyleyen diğer kitle
üyeleridir.
İlgi duyulan herhangi bir sanat ürünü için beğeni ve takdir
farklılıklarından bu denli korkmak niye? Taş bir binanın bile
kendi bütünlüğünden dışarıya bakan birden çok cephesi vardır.
Saygılarımla,
H. Tuğrul Atasoy