BİR BYTE GÜCÜ; NİRVANA YA DA ŞİZOFRENİ (İskenderiye yazıları 7)
H. Tuğrul Atasoy

“...Oliver Sacks şöyle diyor "Deneysel bilim bana ruh diye bir şey olmadığını öğretti. Deneyselcilik, kişisel varlığı oluşturan ve belirleyen şeyler üzerinde durmaz... Korsakofflu hastalarda, bunaması olan kişilerde veya buna benzer felaketler yaşayan insanlarda, organik hasar ve Humevari çözülme ne kadar büyük olursa olsun, sanatla, dini bir törenle veya insan ruhunu okşayan diğer yollarla, bütünlüğü oluşturma olanağı her zaman vardır...”

Buda göbeklidir tüm heykellerinde acaba aydınlanma kilo aldırır mı? Üç ana ilkesi vardı budanın varoluşun üç ilkesi; Varlığını görebildiğimiz ya da varlığını göremeyip zihnimizin yardımıyla varlığının haberdar olduğumuz her şeyin oluşum ve değişim içinde olması, Var olan bir şeyin acının ıstırabın herhangi bir türünden kendini kurtaramaması, Varolanın diğerlerinden ayrı ve ayrık olamaması... Bu ilkeler yüzümüzü batıya döndüğümüzde de doğal olarak bir yerlerden aşina bize. Dile getirildikleri yıllar bile aynı rakamlarla ifade edilir üç aşağı beş yukarı. Pythagoras ın kelime anlamı " İlham edilmiş " demek imiş. Heraklit ise. “Asıl evren, değişme halinde olan Evrendir..." diyor. Değişimin sonu nereye varır değişen ne olur kısaca dönüşür. Değişim kısa bir zaman dönüşüm ise uzunca bir zaman diliminin çabası sonucu oluşur. Kısa bir sürede bir fikir bir dünya görüşü değişir ama az ama çok değişimler arttıkça ya da bir değişimin etkisi kuvvetlendikçe o fikir ya da dünya görüşü bir başka fikre ya da inanca dönüşür. Bir insan içinde bu böyledir aslında hem değişen hem dönüşen kendi içinde yalnızca insandır, insan unsurundan hariç her şey neyse odur onların gerçek hal ve dönüşümlerini gerçekten bilemeyiz ve onlar yalnızca insanın zihninin dönüşümüne paralel farklı zamanlarda farklı algılanır ve yorumlanırlar.

Korsakoff amnezili Kaybolmuş Denizci hiç bir şeyi kaydedemediği için değişimi göremiyor sonunda toptan dönüşümün acımasızlığı ile yüzyüze kalıyor bir günde ağabeyinin 35 yaş yaşlanması korkunç onun için ve bir o kadar da anlaşılmaz hafızası olmayan bilgi girdisi ve kayıdı yapamayan birisi küçük değişimlerini göremediği kişinin dönüşümünü nasıl algılar? Ruhu ile. Vakayı aktaran Oliver Sacks şöyle diyor "Deneysel bilim bana ruh diye bir şey olmadığını öğretti. Deneyselcilik, kişisel varlığı oluşturan ve belirleyen şeyler üzerinde durmaz... Korsakofflu hastalarda, bunaması olan kişilerde veya buna benzer felaketler yaşayan insanlarda, organik hasar ve Humevari çözülme ne kadar büyük olursa olsun, sanatla, dini bir törenle veya insan ruhunu okşayan diğer yollarla, bütünlüğü oluşturma olanağı her zaman vardır." (1) syf 56 Ne yazık ki Denizci ağabeyinin yaşlandığını o yüzden değiştiğini hiç bilemeyecek çünkü artık bu bilgi girdisini değerlendirip saklayabileceği bir belleği yok. Bir dakika sonra onu tekrar gördüğünde aynı şeyler tekrar yaşanacak. Dönüşümün olması ve yaşanması için bilgi girdisi ve bilgi işlemi dışında bir ruha bir de belleğe ihtiyacı var insanın. Ruh dönüşmek ve bellek ise dönüştüğünü anlamak ve kaydetmek için. Dönüşümü sağlayan ve buna insanı zorlayan ise bilgidir ister duyusal ister düşünsel olsun isterse de anlamsız olsun. Oliver Sacks Christina yı (Bedenini Yitirmiş Hanımefendi) gördükten sonra -bir nörolog olarak hastaya beden özduyum yeteneğini kaybetmiş deyip geçmenin ötesine geçerek- bu ilk vakasının ardından ego benliği ve varlık bilgisi konusundaki düşüncelerinin ve bu tip hastalara yaklaşımının dönüşümünü anlatır. (2) Don Juan ise Castaneda ya eğitiminin sonlarına doğru şunları söyler ; " Gerçek olan şey, bedenin görebilmiş olduğunu kavramış olmandır. İnsan yalnızca o durumda her gün seyretmekte olduğumuz dünyanın sırf bir tanımlama olduğunu anlar. Benim amacım hep sana bunu göstermek olmuştur." (3)

"Beyin kendi girdisini seçer."(4) Beynimiz hatırladığımızdan tahmin edebileceğimizden çok çok fazlasını kayıt eder ve duyularımız aslında sandığımızdan çok çok daha keskindirler ama hayat boyunca neyi ne zaman algılayıp neleri algılayamayacağımız ve neyi nasıl yorumlamamız gerektiği öğretilir bize hem de hiç durmadan kimselere nefes aldırılmadan. Beynimizin kapasitesi ve zemini çok elverişli olan hardware inin üzerine dar kalıplı software yazılımlar döşenilir. İstenilenden ötesini kapsayamaz ve işlem hacmi düşük verimli çalışıp hep istenilen sonuçların çıktılarını verir uslu uslu. Dar sınırları kaldırıp daha geniş ve rahat kullanıma götürecek şey ise kısa özlü bir kaç bilgi kırıntısıdır çoğu zaman. Ama sıklıkla uygun zaman uygun zemin gerekli olur.
Don Juan öğrencisi Castaneda yı uzun yıllar boyunca kendi yöntemleri ile silip bir çeşit sıfırlayıp dünyayı bir savaşçı bir bilgi adamı olarak görmesi ve algılaması için yeni baştan ağır ağır programlamıştır. Castaneda şöyle diyor; "Don Juan, bir büyücüye göre gündelik yaşam aleminin bizim inandığımız gibi gerçek, ya da dışımızda öyle gördüğümüz bir şey gibi olmadığını söylemişti. Bir büyücüye göre gerçeklik, ya da hepimizin bildiği dünya, yalnızca bir betimlemeden ibarettir. Bu önermenin doğrulanması amacı ile Juan çabalarının çoğunu, beni, zihnimde -hemen burnumun ucundaki şu dünya- diye yer etmiş olan şeyin dünyanın bir betimlemesinden -doğduğum andan itibaren benliğime kakılagelmekte olan bir betimlemeden - başka bir şey olmadığına ilişkin içten bir kanıya yöneltmek üzerinde yoğunlaştırmıştı." (5) Çok zor bir uğraş Don Juan ınki ve tabii ki Castaneda oldukça uzun yıllar sonra dönüşümünü tamamlıyor

Sonrasında bilgisayar virüsleri, ilkel toplumlar, şizofreni ve aydınlanma geliyor aklıma birden. Kimi zaman daha zor ve karmaşık olanı anlamanın yolu basit örnekte konuyu düşünmekten geçer, işte bu yüzden bilgisayar virüsleri önemli. Bir yazılımı bellek kapasitesi vardır bilgisayarın ve her şey kurallar içinde oluşur. Duygu yoktur, yaratıcılık yoktur ve çok kısa bir yazılım yani bilgi yani virüs giriverir araya ve iş çığırından çıkar virüsün niteliğine bilgisayarın niteliğine göre tuhaf şeyler olmaya başlar eğlenceli olabilen küçük ve yavaş ilerleyici hatalardan tüm programların bir anda işlevsiz hale gelmesine dek uzanır olasılıklar. En hafifinden en ağırına total bir dönüşümdür bu. Aynı şekilde yanlış işleyen bir programı ya da ana yazılımı düzeltebilecek araya giren iyi virüslerde vardır ama adları virüs değildir artık sonuçta kör topal işleyen ya da işlemeyen programları adam eden dönüşümlere yol açarlar.

Günümüz toplumunun ortalama bir vatandaşı gün gelir bir kaç duygusal olayın kesiştiği bir haleti-ruhiye yüzünden ya da sarsıcı yeni öğrenilen az sayıda bilgi toplamı nedeni ile tüm belleğini en karanlık köşelerine dek araştırır. Bilgi işlem metotlarını gözden geçirir sonra gerekirse yani ruh rıza göstermek zorunda kalırsa değişim ve sonuçta dönüşüm başlar. Tüm sabit fikirler önyargılar iltimaslar kurallar yeniden gözden geçer dönüşüm ama uzun ama kısa bir süre sonra tamamlandığında artık yeni bir insan vardır eski bedende. Bu yeni insan bir sistem dahilinde aydınlanmıştır. Bu mekanizma hep mutlu sonla mı biter? Hayır tabii ki, eğer dönüşümü başlatan bilgi kümesi olan duygusal ya da mantıksal olaylar ve duyumlar toplamı kişiyi kompanze edilemeyecek derecede örseleyici nitelikte ise dönüşüm kişinin ruh dünyasının -virüs sonrası saçmalayıp kendini yok eden bilgisayar örneğinde olduğu gibi- parçalanıp gitmesine dahi yol açabilir. Bir yan da aydınlanma bir yan da şizofreni, insanın bilgi girdilerinin seçim ve işlem mekanizmalarının ve sonuçta yargı ve tepkilerinin kökten dönüşüme uğradığı iki zıt uç örnek.

Tahakkümün olmadığı, kişinin tembellik hakkının olduğu, kişisel farklılığı ya da iş bölümünde üzerine aldığı işin niteliği nedeni ile kendini diğerlerinden üstün sayanın toplumca alaşağı edildiği başarısız şef ve büyücünün anında görevden alındığı toplumları düşünüyorum. Günde kişi başına iki-üç saat çalışma ile insanların kendilerini ve doğalarını ve tabiat analarını tüketmeden yaşadıkları toplumları düşünüyorum ki bu bana insanın ve insanlığın geçirdiği en acı ve kötü dönüşümü hatırlatıyor. (6) Nasıl bir bilgi kırıntısı nasıl bir virüs sızdı araya ve nasıl bu hale geldik bu hilkat garibesi tüketim toplumuna dönüştük. Akıl adına aklı yok eden ve bir yarısını inkar eden sakat bir topluma dönüştük. Eski toplumların bir iki miti bir efsanesi varmış asırlarca aynı tazelikte ama anlatıldıkları asrın tazeliğinde korunabilen. Şimdi ise medya, 7. sanat, üç boyutlu görüntü sistemleri bilgisayar oyunları basılı milyonlarca masal yine de tatminsiz bir haldeyiz. Çünkü eski insanlar doğa ile ve kendi doğaları ile daha içiçe ve daha az algı perdesi olan bir yaşam içinde olduklarından basiti sembolleri ve tüm canlı cansız varlıkların ahengini direkt algılayıp o şiirselliğin o eşsiz senfoninin içinde yaşamlarını sürdürüyorlarmış. En temele ve genel kurallara ilişkin bir kaç mit ile efsane dışında ruhsal gereksinimleri olan ahengi içinde yaşıyorlarmış. Günümüzde ise kendi yarattığımız algı perdeleri düşünce süzgeçleri yüzünden en basiti en ahenkli olanı en sembolik ve en sade olanı yaşamaktan hissetmekten ve bilmekten aciziz. Ruhumuzdaki boşluğu yapay şeylerle dolduramıyoruz ve kara çalıya dönüşen filizleri ise sanal besinlerle diriltemiyoruz. İki küçük tümce den kalkılıp bu lanetli dönüşümü geçirmiş olamaz mıyız? Örneğin; "Biz doğanın çocukları ve bir parçası değil onun hakimi ve sahipleriyiz." ve "Gerçek olan yaşanılan hissedilen algılanan değil bizim sistematik bilgi olarak soyut kavram haline çevirip kayda geçirebildiğimizdir." Belki de daha değişik iki ya da üç bilgi cümleciği insanlığın tahakkümsüz özgür tarihinin virüsü olmuştur kim bilir?
Öyle ya günümüzde "Zayıf olmak sağlıklı olmaktır " tümcesi göbekli Buda’nın tüm sözlerini bir anda değersiz kılabilir... Saygılarımla

H.Tuğrul Atasoy

Kaynaklar;
1-Oliver Sacks Karısını Şapka Sanan Adam, Kayıp Denizci syf;41-59 Yapı-Kredi yay. 1996
2- A.G.E. , Bedenini Yitirmiş Hanımefendi syf;60-70
3-Robert Ornstein Yeni Bir Psikoloji syf;48 İnsan yay. 1990
4-Carlos Castaneda Ixtlan Yolculuğu syf;14-15 Söz yay. 1995
5- A.G.E. , syf;289
6 - Bu tip toplumların yapıları üzerine Pierre Clastres in Ayrıntı yayınevince yayımlanan şu iki kitabına başvurulabilir; Vahşi Savaşcının Mutsuzluğu (1992) ve Devlete Karşı Toplum ( 1990)