GÜLMEK (Kül Dergisi Sayı:16)
H.
Tuğrul Atasoy
“... Bu gülüşü
bilgisizlik besler bu gülüşü kendi aczini kendine bile
söyleyememenin çaresizliği besler. Buna karşın diğer gülüş
doğanın en anarşist edimidir. En büyük kralın diktatörün
hatta tanrıların elini kolunu bağlar. Alın yazısını bozar
ona da güler ... ”
|
Gülebilmek, sonuna kadar inatçı ve ters bir eylem. Hem de
her şeye inat entropiye evrendeki enerjinin dönüşümüne mantığa
düşüşe kalkışa her şeye inat bahşedilemez bir eylem. Muhterem
zatın biri insan gülebilen hayvandır demiş burada pek muhtemel
bir ihtimal daha var hayvanlar insan dünya sahnesinde boy gösterince
gülmeyi unutmuş olabilirler. Ya da bu sözü yumurtlayan arkadaş
hiç hayvan beslememiş olabilir. Neye güler insan insan bir yanda
acımayı unuttuğu anlarda garip duruma zavallı duruma düşene
güler bir yanda ise can yakana doğaya ters düşene başkaldırmak
için ayak diremek için güler. İlk durumda gülen kişi gülünesi
duruma düşen insan ile kendisinin sonuçta bir olduğunu biraz
da güldüğü şeyin kendi zavallılığı olduğunu anlayamadığı için
güler. Bu gülüşü bilgisizlik besler bu gülüşü kendi aczini kendine
bile söyleyememenin çaresizliği besler. Buna karşın diğer gülüş
doğanın en anarşist edimidir. En büyük kralın diktatörün hatta
tanrıların elini kolunu bağlar. Alın yazısını bozar ona da güler.
Gülebilmek için kendi olabilen kişinin elinde ne var topu topu
önce mutluluğu her şeye her acıya rağmen mutluluğu nedir o halde
mutluluk Walter Benjamin şöyle tarifli yor mutluluğu “Mutlu
olmak ,korku duymaksızın kendi kendinin farkına varabilmektir.”.
Ama yanlış ama doğru bu tanım oldukça güzel bir tanım.Bu mutluluk
öyle aymaz aymaz pişmiş kelle gibi sırıtmak değil elbet, hele
ki pembe dizilerdeki zenginlik ve aristokrasi olmazsa olmaz
yaşam tarzına sahip olmak hiç değil. Çoğu zaman kafa yoran sık
sık hüzünlü ama her şeye başkaldırabilen kahkahaları, alaycı
gülümsemeleri olan mutlu olma hali. Elde sonra ne var maddi
olarak hiçliği manevi olarak ise birliği var. Neye sahip olursa
olsun sonuçta sahip olduğunu zannettiği şeyin aslında onun olmadığını
bilir. Sahip olmak adına tahakküm tanımaz. Manevi olarak evrende
var olan ve güzel olan her şey ile bir olduğunu hisseder kendi
parçası imiş gibi sahip çıkar hepsine ne bir otu ne bir böceği
ne bir ağıtı ne bir şiiri ne bir nesiri ne bir senfoni eserini
ne de bir ulu ağacın rüzgarları besteleyen serin gölgesini ayırır
bir diğerinden ne de kendisinden. İstisnasız tüm antropologların
tüm gezginlerin misyonerlerin ortak bir gözlemi vardır. İlkel
ya da arkaik dediğimiz toplumların bireyleri belki de dünyanın
en güzel en içten ve de en yıkıcı gülebilen insanlarıdır. Bu
toplumların hiç bir şeyleri yok iken nasıl böyle gülebilmektedirler?
Çoğu uygar! gülemeyen insanın kafasını yoran hep bu soru olmuştur.
Batı uygarlığında çok kişiye rehber olmuş büyük yazarların düşün
adamlarının müzisyenlerin yaşam öykülerinde onların izleyicilerinin
çoğunun hiç gülemedikleri kadar gülebilen insanlar olduklarını
görürsünüz. En acı gerçeklerle ve yaşam olayları ile dalga geçemeyen
insan onların üstesinden gelemez. Gülen insan en çok kendisine
güler. “İnsanın kendisini önemsemesi onu ağırlaştırır beceriksiz
kılar “ diyor Yaquı bilgesi Don Juan. Kendisini önemseyen kişi
gülemez çünkü farkında olmasa da aksi sırıtmaktadır ona. Kendi
çaresizliğini kendi düşmüşlüğünü gören ve buna gülebilen kişi
sağa sola kaçmaya çalışmadan zihnini yalanlarla aldatmaya çalışmadan
kendi durumunun ne olduğunu sakince görebilen kişidir. Ancak
böylelikle doğru çözümleri ve çıkış yollarını zihnini karartmadan
ve en önemlisi yılgınlığa düşmeden bulabilir. Bir atasözümüz
şöyle der “Yerde yatan yataktan düşmez”.