SONSUZLUĞUN DUYARLILIĞI
(Yeni Biçem Dergisi, Sayı:55, Kasım 1997 tarihinde
yayımlanmıştır)
H. Tuğrul Atasoy

“Her zaman var olacak
Yalnız odur yaşayan
Doğumsuz ve ölümsüz. ”
(Soğuk Doruktaki Adam)

Çılgınlar tanrısal vahiy ararlar
Göğün yerin işaretlerinde.
Ben bilgelik ararım
Zaman ve dünyanın işaretlerinde.

Böyle demiş Yin Fu Jing “Sırlar Kitabı” adlı tam yazarı ve yazılış tarihi bilinmeyen kısa yapıtta. Ve bu yapıtın olası yazılış tarihi günümüzden 2500 yıl önce yazılmış olan Tao Te Ching den bile eski. Aradan en iyi olasılıkla 26 asır geçmiş olmasına rağmen halen dünya nüfusunun çok büyük bir kesminin yukarıdaki dizeleri anlamaya şiddetle ihtiyacı var. Aradan geçen asırlar boyunca kimbilir kaç ayrı kültürde kaç ayrı sanatçı kaç ayrı biçemde buna benzer şeyler dile getirmiştir. Sanatın gücü bu, başka bir şeyle açıklanamaz .Sanat eseri zamana ve her türlü uzaklığa karşı koyabilen, kişiyi her türlü uzaklık ve zaman diliminden evrensel olana aşırabilendir. Bu yüzden günümüz ozanı, kendi coğrafyasındaki şiire muhtaç günümüz insanına ne anlam ifade ediyor ise, asırlar öncesinin uzak coğrafyalardaki ozanıda yine günümüz insanına aynı şeyleri ifade edebilmelidir. Bunun en güzel örneklerinden biriside Han Şan ın şiirleridir, yani Soğuk Doruktaki Adam ın şiirleri. Zen şiiri ile ilgili tüm yapıtlarda, Beat-Zen geleneğinde sık sık adı geçen şiirlerinden alıntılar yapılan Han Şan ın şiirleri Ömer Tulgan ın Almancadan dilimize çevirisi ile Yol yayınları tarafından 1993 yılında kitap olarak basılıp “Han Şan , Soğuk Douktaki Adam “ adı ile ülkemiz okuruna sunuldu. Yapıtın aslını Çinçeden Almancaya Stephan Schuhmacher çevirmiş. Aşağıda geçen şiirlerde bu kitaptaki çeviriden alınmıştır. Kitapta Han Şan ın 100 şiiri bulunmakta.
Han Şan kimdir ? Milattan sonra 6 ile 9 .yy lar arasında çok büyük bir olasılıkla da 7.yy da yaşadığı tahmin ediliyor. Gerçek adı bilinmiyor şairin. Han Şan şairin takma adıdır. Şiirlerin aslı Han Şan Şi adlı 300 kadar şiirin yazılı bulunduğu bir rulo. Ayrıca bu orjinal rulo da Tay Çov Bölge Amiri Lü Çyi Yin adlı kişinin şiirler ve Han Şan hakkında yazılmış kısa bir ön sözü de bulunuyor.Adı geçen Lü Çyi Yin büyük olasılıkla Han Şan’ın olduğu düşünülen şiirleri derleyen kişidir. Şiirler orjinal ruloda kronolojik bir sıra takip etmiyor. Çevirmenlerin çabası ile sonraları hayatı hakkında bilinenler doğrultusunda şiirler kronolojik bir sıraya sokulmaya çalışılmış. Fakir bir köylü çocuğu iken yeteneği ile memurluğa dek yükselmiş daha sonra tekrar yoksul köylülüğe ve oradan dilenci keşişliğe dönmüş birisi olduğu şiirlerinden anlaşılıyor. Yine şiirlerinden anlaşıldığı kadarı ile çağını etkileyen Taoizm, Konfüçyizm ve Budizm öğretilerine saygı duymakla birlikte hiç bir ekole dahil olmamış kendi bilgelik yolunu kurmaya çalışıp kendi doğrularınca yaşamak için direnmiştir. Hayatının son dönemlerini T’ien T’ai dağlarındaki Tang Hsing in 70 km batısında yer alan bir sarp dağlık alanda inzivada geçirmiş. Ara ara yakınlardaki Kvo Çing manastırına iner ve orada Zen ustası Feng Kan ve rahiplik rütbesi dahi olmayan bir Zen izdeşi olan Şi Te ile sohbet edermiş. Ayrıca Şi Te ona manastırın artık yemeklerinden ayırıyor şair bu artıklardan nasipleniyormuş. Hayatının bu son dönemlerinde şiirlerinde ve hayat anlayışında Zen düşüncesine doğru bir yönelme fark ediliyor. Daha sonraları Rinzai Zen okulunun kurucusu Hakuin onun şiirlerine büyük değer vermiştir. Zen öğretisinin belkemiği sayılan ve mantık ile değil sezgi yolu ile ancak çözümlenebilen Zen Koanları ile Han Şan ın şiirleri Rinzai öğretisinde birbirleri ile eş değerde tutulmuştur.
Ustanın şiirleri ile haşır neşir olalım biraz. İlk dönemlerinde Taoizme diğer öğretilerden daha yakın durmuş ve Chuang Tzu ya gönderme yaparak şöyle yazmış;

Ne güzeldi eski kaos günleri
Ne karnımız acıkırdı ne çişimiz gelirdi
Kim geldi de deldi
Şu dokuz deliği başımıza kıçımıza
Gün be gün yemek ye giyin
Vergi öde öfkelen
Bir kuruşcuk için binlercemiz vuruşur
Boğaz boğaza ve haykırırlar boğazları yırtılasıya

Aslında çift numaralı dizeler uyaklı iken Çince aslından çeviri nedeni ile anlamın bozulmaması için uyaklar feda edilmek zorunda kalınılmış. Tüm dünyada, arkaik eski toplumların mitolojilerinde yegane ortak öğe, eski zamanlarda her şeyin daha iyi olduğu, bir şeyden ötürü bu dünyanın rahatsız edici bir yere döndüğüdür. Fakat Taoizmin mutlak kavramını bilmediği ve kullanmadığı, orta doğu dinlerindeki anlamı ile bir Tanrı inancı taşımadığı göz önüne alınırsa bu evrensel eski güzel günlere dönme isteğinin bu hafif alaycı dille şiire dökülmesi daha bir anlaşılır hale gelir. Yine Taoizm etkisi ile dünya nimetlerine sırt çevirmeyen yaşanan anın güzelliklerine değer veren ve öbür dünya fikrini barındırmayan dizelerini okuyoruz ki bu düşünce tarzı aynı zamanda Zen düşüncesinin de özünü oluşturur;

Şarabın varsa çağır beni
Et pişerse ocağımda haber veririm sana
Er geç gideceğiz hep sarı kaynaklara
Hakkını verelim genç ve güçlü olduğumuz günlerin
Bir başka yerde yine benzer şekilde şöyle diyor Han Şan usta;
Sevinecek şey buldun mu hiç durma sevin
Yitirecek vaktimiz yok gerçekten

Gelecek ve geçmiş değil yaşanılan şu An kutsaldır Zen düşüncesinde. Yaşanılan şu an tam bir bilinçle ve dolu dolu yaşanabilirse eğer işte o zaman geçmiş ve olası bir gelecek var olabilir.

Tutumlu insanlar da var şu dünyada
Ama bana göre değil cimrilik
Dansetmekten ince giysim delinmiş
Kupam boşalmış türkü söylerken içmekten
İşine bak boş bırakma karnını
Ve koşturup durma bacakları kırılasıya
Çimenler bittiğinde bak kafatasında
Pişman olursun.

Yine kökenini Taoizmden alan ve Zen düşüncesi içinde de kendine yer bulan düsturlara uyarak öğüt verir. Erdem li kişi erdemli olduğunu bilmeyendir erdem peşinde koşmayandır, kişinin kendisi ile uğraşması kendini fazla önemsemesi insanı tembel kılar ve eylem ancak ve ancak gerekirse iyidir ödül , çıkar ve kazanç için yapılan eylem asla iyi bir eylem olamaz. Usta bu düsturları şu şekilde dile getirmiş;

Başkalarının günahı ile uğraşma
Övünme erdemlerinle
Gerekli olduğu yerde iyidir eylemin
Geri dur gerekli olmadığın yerde
Çok varlık çok sorumluluk ve dert getirir
Derin sözler sığ laflara yol açar

İnsanoğlunun zaman zemin tanımaz derdidir, paylaşamamak ve sahip olma hırsı. Şöyle eleştiriyor bu gözü doymazlığı Han Şan;

Yeni buğday hasat edilemeden daha
Eskisi bitiverdi ambarımda
Bir okkacık ödünç alayım dedim
Durdum çekingen çekingen kapıda
Evin beyi karıma sor dedi
Kocam bilir dedi karısı ise
Fakir düşmüş birine yardım etmekten aciz
Ahmaklaşıyor malı arttıkça insanoğlu

İnsanlığını unutan zengine mal mülk meraklısına yine bir başka şiirinde şöyle seslenir ;

Ambarında çürür kalır pirinçler
Kimseye vermez bir okkacık
Kar etmededir aklı fikri hep
Ucuz ipeği satar üstün kalite diye
Ölüp gidince ama
Ancak sinekler gelir cenazesine.

Zen düşüncesinde mantık ilkeleri ve fikir tartışmaları ile sorunların ve şeylerin ötesine geçmeye , onları anlamaya çalışmak yerine çoğunlukla sezgiler ve önyargısız bütüne bakma yolu ile istenilen öze ulaşma çabası yeğlenir;

Yürekten özledinse bir can yoldaşını
Şuracıktadır o tutarsın elini uzatsan
Kaynağından kopmuş yolcular görürsen
Hepsini konuk et bir Zen muhabbetine
Esrarı anlatın aydınlatıncaya dek ay geceyi
Güneş doğana dek ilkeleri konuşun
Sonra unutun bu binbir neden ve sonucu
O zaman insanı görürsünüz olduğu gibi.

Taoizm ve Zen de nesnelerin doğallığı kendiliğindenliği , oldukları gibi öylece oluşları önemlidir aslında bilgelik bunun ayırdına varabilmektir. Tüm Zen sanat dallarında ( Sumiye ,Haiku ya da Bonsai gibi ) buna ulaşılmaya çalışılır. Tüm mucize bu kendiliğinden oluştur. Başka bir mucizeye güce ihtiyaç yoktur. İnsan bu mucizeyi ibadet ile öğrenim ile değil kimi zaman otururken kimi zaman su taşırken birden fark edebilir. Yeter ki görmek istesin sezgilerine duyularına , güvensin;

Günlerimi geçirdiğim yer
Sözle anlatılmaz gizli-gizemli
Rüzgarı yok yine de fısıldaşır yapraklar
Dumanı yok yine de yiter gözlerden bambu kamışları
Nereden gelir vahşi deredeki su sesi
Nereden fışkırır şu ak bulutlar
Öğle vakti oturunca kulübemin önüne
Birden bire gördüm güneşin parlaklığını

Kendisini tam anlamı ile hiçbir yol ve ekole bağlı hissedemeyen Han Şan huzuru o soğuk dağ doruğunda bulmuş , dost istediğinde ise en yakın manastıra gidip dostları ile sohbetlere dalmış. Usta soğuk doruğa oranın kendisi için taşıdığı anlama dair şu dizeleri yazmış;

Vardım mı bi kez soğuk doruğa
biter bütün dertlerim
Kafa karıştıracak şey kalmaz
ve yürek karartacak
Huzur içinde
bir şiir kazırım kayalara
Koyveririm
dalgalansın bağlanmamış bir
kayık gibi dünya
….
Ve usta bilir her birey yok olup gider bir gün geriye yaratıcı insan zekasının en güzel ve zaman mekana gerçekten en iyi karşı koyan sanatsal ürünleri ile büyük fikirleri kalır. Önemli olan O nun gerçek adı sanı bedeni değildir. Şiirlerin sahibi soğuk doruktaki adam kalır geriye, çağlar sonraya seslenen güzel ve anlamlı şiirleri ile ; Soğuk Doruktaki Adam
Her zaman var olacak
Yalnız odur yaşayan
Doğumsuz ve ölümsüz.

Saygılarımla