SONSUZLUĞUN DUYARLILIĞI
(Yeni Biçem Dergisi, Sayı:35, Mart 1996 tarihinde yayımlanmıştır)
H. Tuğrul Atasoy
“/Rüzgarla
savrulan
Fuji dağınının dumanları
İlerde yok oluyor
Onlarla sürüklenen
Düşüncelerimin yazgısını
Kim bilebilir?.”
(Saigyo) |
Haiku. kendini yapayalnız hissetmenin değil, sonsuzluk duyarlılığının
yarattığı yalnızlık duygusudur, ama umutsuzluk içermeyen, insanı
bunalımlara mahkum etmeyen bir yalnızlık duygusu. Bir çeşit
mutlağın gizini hissetrnenin ve o gizin tadına varmanın verdiği
hazdır. Sonuçta, içeriğin önemini gölgelemeyen biçim yalınlığı
ile bu yalnızlık duygusunun Zen düşüncesinde şiire dönüşmesidir.
Evrendeki kaos bir yandan insanı korkutur, bir yandan da insanı
kendisine hayran bırakır. Bu kaosun yarattığı gizem ve bu gizemi
bir yerinden yakalayıp anlama çabasıdır biraz da şiir. Zen düşüncesi,
olanı olduğu gibi önyargısız görmeyi ve yalnızca yaşanan anı
yaşamayı esas alır. Tüm Zen sanat dallarında esin kaynakları,
‘Li” denilen organik model diye adlandırabileceğimiz kavramın
nesne ve duygularıdır. Biraz daha açacak olursak, doğada olan
ve doğal olan örnek alınır, ama dar anlamda yalnızca insanı
çevreleyen doğa değil. insanın iç doğası da buna dahildir. Bir
diğer önemli kavram “Te’ denilen kavramdır. Bu bir sanatçının
bir eseri nasıl oluşturulabildiğini açıklayamasa da o eseri
tekrar tekrar oluşturabilme ya da hissedebilrne yetisidir ki,
sanatçının yaratma yeteneği şeklinde düşünebiliriz. Haiku yazarı,
ilhamını iç ya da dış doğasından alan, yaşadığı o anın kıymetini
bilen ve o anı, hem kendi iç dünyası hem de o iç dünyayı saran
ve aslında bir olduğu dış dünyası ile birlikte anlatan, sadeliğe
büyük önem veren, kendi yaratıcı yeteneğine güvenen, kendi nasılsa
şiiri de öyle bir sanatçıdır. Haikuda, yüzyıllar sonra da olsa
şiirin yazıldığı anı, yazan şairi, şairin iç dünyasını, yazılan
mekanı ve şiirin yazıldığı zamanı bulabiliriz. Günümüzde zihnimizi
ve duygularımızı perdeleyen yapay yaşam sorunları ile boğuşuyoruz;
kaç kişi artık lodosu durup şöyle bir içine çekiyor, kaç kişi
mevsim değişimlerinde günbatımına bakıp darmadağın olan gökyüzüne
hayran oluyor, kaç kişi karşılıksız, çıkarsız sırılsıklam aşık
oluyor, kaç kişi beceriksizce yaprak kovalayan küçük bir kedi
yavrusuna bakıp o an tüm dünyayı unutabiliyor’? Ya bunlar artık
günümüz şiirine ne kadar yansıyabiliyor? Öyle ki çağımızın salt
akıl ve katıksız analitik düşünce ile yoğrulan bilim ve teknolojisi,
insana evrenin öyleliğini, gizemlerini, esin veren karmaşasını
ve o karrnaşada yatan sadeliğini neredeyse unutturmuştur. Bu
kaçınılmaz olarak şiire de yansırnıştır. Bugünü geçmiş ile,
içinde bulunduğumuz günümüz egemen duygu ve düşünce akımlarını
ve sonuçta oluşan şiir teknik ve içeriğini ise bir başka gözle
duyan düşünen yaşam felsefeleri ve onların şiir teknik ve içerikleri
ile karşılaştırrnak, yukarıda söz ettiğim olumsuz yansımayı,
yani bilmek adına hissetmeyi ve hayal etmeyi ne ölçüde kaybettiğimizi
görmek için oldukça yararlı olabilir. Zen düşüncesinin şiire
yansıması olan Haiku bu açıdan da hem özündeki dünya görüşünü
belirleyen felsefe, hem de şekillendiği tarih dönem ve coğrafya
açısından incelenmeye değer. İşte tüm söylenenlere bir güzel
örnek:
/Rüzgarla savrulan
Fuji dağınının dumanları
İlerde yok oluyor
Onlarla sürüklenen
Düşüncelerimin yazgısını
Kim bilebilir?
(Saigyo)
Saigyo, Haikuyu tam anlamı ile kimliğine kavuşturan üstat Matsuo
Basho (l644-1694)nun öğretmenidir. Zen, İ.S. 9.yy.da doğum yeri
olan Çindeki baskılar sonucu uçsuz bucaksız dağlara sığınmıştır,
daha sonra da göçlerle esas büyüyüp serpileceği Japonya’ya geçmiştir.
Zen, Japonya da Kamakura dönemi (1156- 1334) denen kültürel
aydınlanma yıllarında tüm Japon sanat dallarına damgasını vurmuş,
ayrıca kendisi ile birlikte göç eden Bonsai gibi sanat dallarının
da bu yeni topraklara kök salmasını sağlamıştır. Bu dönem sonrası
17. yy.’da yetişen Basho tam anlamı ile Haikuya temel saygın
şeklini kazandıran ve bu türün en büyük şairi kabul edilen kişi
olmuştur. Basho doğa aşığı bir Zen gezgini olarak ölümsüz eserler
vermiştir. Ustat Basho’dan bir güzel Haiku örneği sunup kısaca
tarihi ile Haikuyu incelemeye devam edelim.
Yaprak dökmüş kuru bir dal
Ustünde bir karga tünenıiş
Şu sonbahar akşamı
Haiku geleneksel Japon şiirinin çeşitli biçimleri arasında en
kısa olanıdır. Toplam on yedi heceden oluşur. Kendi içinde her
Haiku beş-yedi- beş hecelik üç bölüme ayrılır. Başlangıçta henüz
Haiku bu klasik şeklini almadan önce, beş-yedi-beş-yedi-yedi
olmak üzere toplam otuz bir heceden oluşan eski bir şiir yazma
biçimi olan Vaka, Japonya’da özellikle soylular arasında çok
tutuluyormuş. Bu biçim ince duyguların dışavurumu ve ayrıntılı
doğa tasvirleri yapmak için kullanılmış, ayrıca zaman içinde
giderek hiciv amaçlı kullanımı da artmış. Daha sonra bu biçim
beş-yedi-beş ve yedi-yedi şeklinde ikiye ayrılmış. Bu iki bölümün
yerleri serbestçe değiştirilip bağlantılar yapılmaya başlanmış.
Ve sonra da Renga adı verilen bağlantılı serbest koşuklar haline
dönüşmüş. Bu tür zamanla, altmış dört, hatta yüz iki bağlantılı
koşuk içeren uzun şiirlerin yazılmasına olanak sağlamış. Rengalar
Haikunun hem biçimsel hem düşünsel ilk temel çekirdeğini oluşturmuşlar.
Zaman içinde bu serbest türün yozlaşmasını engellemek için çeşitli
şiir okulları oluşmuş ve bu okullar kendi kurallarını oluşturmuşlar.
Sogi döneminde bu uzun koşukların başına beş-yedi-beş heceden
oluşan ve o zaman Hokku denilen, zaman içinde adı Haikuya dönüşen
kısa şiirler konulrnaya başlanmış. Bu kısa şiirlere çok önem
verilmiş ve yazımı yalnızca usta şairlere bırakılmış. Hokku
yazımında iki önemli kurala uyulmuş, ki bunlar, Haiku yazımında
da esas kurallar olarak günümüze dek korunmuşlar. Birinci kural
mutlaka şiirin yazıldığı mevsimin belirtilmesidir. İkinci kural
ise, vurgu sözcüğü (Kireci) denilen kısa ve duygu-yoğun kelimelerin
kullanımı ile şiirde akışı bir an duraklatarak anlama güç ve
yücelim katılmasıdır. Haiku ya da Hokku, Basho dönemine dek
nüktedan bir anlatımla hoş vakit geçirmek için usta şairlerin
kullandığı ayrı bir şiir türü olarak varlığını sürdürmüş. En
nihayet 17. yy.’da üstat Basho ile birlikte bu ince nüktedan
havasını korumasına karşın daha saygıdeğer ve kalıcı bir biçim
kazanmış, sonra yetişen diğer ustaların elinde işlenerek yüzyıllar
sonrasına ulaşabilmiş. Bu değişik ve dünyaya yalın ve olduğu
gibi bakan duygulu yaşam tarzının, yani Zen’in şiir olarak dile
gelişi olan Haikulardan birkaç güzel örneği daha sunup yazıyı
bitirelim.
Kamaşıyor gözlerim
Baharda parıltısıyla
Bahçe belinin
Bahıçıvan savurdukça
Sampu (1647-1732)
Dönüyor şu değirmen
Rakseden serpintilerle
Göstermek ister gibi
Yazın serinliğini
Bokuin (1646-1725)
Bu erik ağacının altında
Kara bir boğa bile öğrenir
Neşe dolu bir bahar
Şarkısı söylemeyi
Basho (1644-1694)
Ağır demir çubukla
Kapatılmış sımsıkı
Ah şu ahşap kapı
Kış gecesi ay altında
Kikaku (1661-1717)