Go ile mesaim nasıl başladı(?)
2000 Yılının bahar aylarıydı. Tenedos Cafe'den çalışma arkadaşım Çağatay elinde kare kare çizgili bir tahta ile geldiğinde bunun bir oyun aracı olduğunu anlamakta güçlük çekmemiştim. Strateji seven bir yapıya sahip olmam bana herşeyi unutturmuştu. Adının "GO" olduğunu öğrendiğim oyunun nasıl oynandığını öğrenmek için hemen iki oyun çevirmiştik bile. Aradan epey bir zaman geçmiş ve go oynayan başka kimseyle karşılaşmamıştım. Ta ki 2003 yılının yaz ayında Özgür'ü (
Orta Dünya Cafe'nin İşletmecisi) elinde go tahtasıyla görene kadar. Hoş beş sohbet ten sonra Özgür'e bir takım da kendime istediğimi, bana gönderirse sevineceğimi ve bu vesileyle Go oyununu öğrenmek istediğimi söylemiştim. Bir kaç ay sonra Go tahtam ve taşlar geldiğinde, cafe'de go oynayabilen rakipler aradım uzun süre. Ya kimse oynamasını bilmiyor yada çok az biliyorlardı ama benim ODTÜ Go Topluluğu, Alpar Kılınç, Kerem Karaerkek ve değerli bir çok Go severden haberdar olmama sebep oldular. Hala Go oyununu öğrenememiştim ki Hasan Murşil'in (askerlik arkadaşım) Kerem'den biraz ders aldığını ve boş zamanlarımızda birlikte öğrenip kendimizi geliştirebileceğimizi söylemesiyle mutlu sona ulaştım. Şu sıralar bazen abartıp günde dört oyun bile oynadığımız oluyor. Sanırım uzun bir zaman sonra On a On Cafe'den bahsedenler bir köşede siyah ve beyaz taşları, kare bir tahtanın üzerine eğilerek dizmeye çalışan iki kişiden bahsedecekler. Uzun lafın kısası, bu çok sevdiğim oyuna gönül vermiş kişilerin yayınlarından derlediklerim aşağıda. Gerekli adreslere girerek GO'yu tanıyabilir, anlamaya çalışabilir ve hatta öğrenip oynayabilirsiniz. Çinlilerin 4000 yıldır bildiği bir oyunu öğrenmekte halen geç kalmış sayılmazsınız. Keyifli oyunlar...
Go Nedir?
|
 |
Taşlı Yol |
Go kökenleri Tao'cu felsefeden alan 4000 yıllık bir taş oyunudur. Söylenceye göre baslangıçta bir fal sistemi olarak ortaya çıkmıştır. Oyundaki dört köşe mevsimleri, 361 nokta da günleri temsil eder. Yüzyıllardır değişmeyen sade kuralları ve sosuza yakın (361!) varyasyonları bireye çok geniş özgürlükler tanır. Go'da örneğin satrançtaki gibi açılış kalıpları yoktur. Konulan taşın yerinden oynatılmaması ve geri alınmaması go'da tıpkı yaşamda olduğu gibi bir geri dönülmezlik ilkesi oluşturur. Yani yapılan bir hata oyunun sonuna kadar tahtadan silinemez. Ya da her iyi hamle oyunun sonuna kadar size destek olmayı sürdürür. Aynı go oyununu iki kez oynayamazsınız.
Go tarihi ve geleneği olan bir oyundur. Samurayların tatamili odalarını, Budist kesişlerin tapınaklarını, Japon İmparatorlarının odalarını ve yoksul çinlilerin kulübelerini de doldurmuştur. Bu yüzden go insanları düşünce kalıplarına hapsetmez. Gerçek bir savasçı ya da tam bir pasifist ya da naif bir şair de kendi stillerince oynayabilir ve başarılı olabilir, (bundan da önemlisi) oyundan zevk alabilirler. Bu oyunu öğrenemeyecek olanlar, sadece herşeyi somut kar zarar hesapları olarak algılayan tüccar zihniyetli insanlardır. Yine de iyi oyuncu olmanın yolu savaşçıyı ve diplomatı, şairi ve tüccarı kapsamaktan geçer. Yaşama karşı, dogru-yanlış, iyi-kötü gibi karşıtlar temelinde olusan itici tavrımızı bir kenara bırakıp, siyahın sadece beyazın başka bir görüntüsü olduğunu anlamayı gerektirir.
Go "taşlı" bir yoldur. Üzerinde az ayak izi olan zorlu yollarda yürümeyi sevenler go'nun büyülü dünyası sizleri bekliyor...
| "Bu yazı Kerem Karaerkek'in (amatör 1. dan) Go Oyuncuları Derneğinin Ocak 1995 1. sayısından alınmıştır.” |