Mağlup Olanın Kaderi

Samuray ve şövalyeler arasındaki en büyük farklılıklar, askeri teknolojik gelişmelerden ziyade şahsi ifadelerine, bakış açılarına bakıldığında ortaya çıkar. Ortaçağ Avrupa'sında fidye, uzun zamandır gelen bir gelenek olmuştu ve ele geçirilen, katledilmeye aday bir şövalye, yüksek fiyatlar ödenerek serbest bırakılabiliyordu. Fransa kralı, 1356 yılında Poitiers'de esir düştüğünde, kalabalık İngilizler için büyük bir ikramiyeye hak kazanmak söz konusu olmuştu. Çünkü, onu kurtarmak için istenecek fidye, onun krallığının bir nevi iflası anlamına da gelebilirdi. Ama 16. yüzyılın başlarında bu gelenek yavaş yavaş solmaya başlıyordu. Çünkü makineli tüfekler ve topların verdikleri ağır zararlarla toplu şekilde, kimlerin öldüğü bilinmeden büyük ölçekli katliamlar meydana geliyor ve değerli kişileri tutsak alabilmek zorlaşıyordu. Yüksek dereceden olup da esir düşenler, hükümetler tarafından talep edilebiliyordu ama eğer rütbeler düşükse bu ihtimal zayıflıyordu. Düşük rütbede olanlar merhamet edilmeksizin öldürülebilirken, yüksek rütbeli olanların canları, fidye istemek amacıyla bağışlanabiliyordu.

Japonya'da para karşılığı can bağışlamak ve fidyeyi düşünerek hareket etmek diye bir şey söz konusu olmamıştır. Esir almak konusuna Japonya'da yabancı bir şeymiş gibi yaklaşılmış ve savaş alanında galibiyete uzanmış savaşçılar, nadiren tutsak almışlardır. Eğer esir alınıyorsa da genellikle büyük bir lordun ailesinin bir üyesi esir alınıyordu. Eğer en ufak bir direniş belirtisi gösterirse boğazı kesiliyordu. Ya da aileler arasında değiş tokuşla esirlik sona erdiriliyordu. Tokugava şogunluğu zamanında, şogunluğa karşı entrikalar düzenlenmesinin önüne geçmek ve daimyo ailelerinin şogunluğa karşı iyi davranışlar içinde olmasını sağlamak için esir alınabiliyordu.

Japonya'da savaşlar gerçekleştiğinde, savaşçılar yaşayan bir beden bırakmaktansa kafa koleksiyonu yapıyor, bir çok baş kesilerek vazifenin en iyi şekilde yerine getirildiği ispatlanmış oluyor ve ne kadar çok kelle alırsa efendisinden o kadar fazla ücret alma, mevkisinde yükselebilme imkanını bulabiliyordu. 16. yüzyıldaki Sengoku Ciday (Savaşlar Dönemi) döneminde bu noktada değişikler görüldü. Artık savaşı kaybedenlerin kafası kesilmiyordu ve esirlik, bazı avantajlar için kullanılabiliyordu. Genel görüşlerin aksine, samuray savaşı nadiren toplu katliamlarla ya da toplu intiharlarla bitiyordu. Galip gelen bir daimyo, teslim aldığı kişileri kendisine bağlı kalmaları koşuluyla topraklarını da kendilerine bırakıp garanti ederek serbest bırakabiliyordu. Bunun en büyük örneği, Takeda Şingen'in yaptıklarında görülmektedir ve bu yöntemle Şingen, topraklarını genişletmiştir. Şinano şehrinin efendisi Sanada gibi rakipler Şingen'e karşı kaybettiklerinde düşmanlıkları sona erdirilmiş, bu yaklaşımlarla liderler Şingen'e hizmet etmiş, Takeda Şingen'in meşhur 24 Generali bu yolla oluşturulmuş ve bu birlik, Şingen'in en çok güvendiği birlik olmuştur. Ama 1582 yılında Takeda Şingen, o adamlarından birinin taraf değiştirmesiyle yenilgiye uğratılmış ve bir kaçı galip gelen Tokugava'ya hizmet etmeye başlamıştır.

Her ne kadar yukarıda yazdığımız gibi düşmanlar affedilip, kendi taraflarına çekilse de Japon savaşlarında bir çok kere kafa kesmek, hiç azalmayan bir tutkuyla devam ediyordu. Bunun en büyük örneği, 1597 yılında Okoçi Hidemoto tarafından alınan bir Kore kalesi olan Namvon'da görüldü. Bir kısım Japon birlikleri, aniden saldırarak duvarları tırmandıktan sonra, ata binmiş adamların karşı saldırısıyla yüz yüze kalmışlardı. Bu noktada düzeni kaybetmemek ve şahsi başarıları sergileyebilmek çok önemliydi. Bu başarı, samuray fikirlerine göre bir rakibin başını almakla söz konusu oluyordu.

Yaklaşık 70 santimlik bir bıçak kullanan Okoçi Hidemoto, at sırtında olan rakibinin sağ kasığını kesmiş ve rakibi yere, sol tarafa düşmüştü. Yakınlarda duran bir çok samuray vardı ve onun başını almak için üç samuray istekliydi. Ama boğuşma sonucu karnını kesmişlerdi ve Okoçi koşarak hasmını başından mahrum etmişti.

Okoçi Hidemoto'nun efendisi Ota Kozuyoşi onu onurlandırmıştı ve bu olayı 1598 yılındaki Ulsan kuşatması takip etmişti.

11 önemli adamın kellesi alınmıştı ve sonrasında baş denetleme töreni gerçekleştiriliyordu. Kato Kiyomasa'nın adamı 1, Asano Nagayoşi'nin adamı 1 kafa kesmişti ama Ota Kazuyoşi'nin adamı 9 kafa kesmişti. Kale içinde olan herkes bunu fark etmişti ve onu övüyorlar, şöyle sesleniyorlardı:

“Kiyomasa, Higo şehrinin yarısına sahipken ve Nagayoşi, Kai şehrinin tamamına sahipken birer baş kesebildiler. Fakat Kazuyoşi düşük dereceli bir kişi ve dokuz baş aldı. Gerçekte, o çok iyi yönetiyor ve cesur bir samuray.”

Fakat Avrupa'da baş kesip bunların gösterime sunulması, onurlandırılması ve teşvik edilmesi aynı paralelde söz konusu olmamıştır. En azından bakış açıları samuraylar gibi olmamıştır. Venedikliler, Arnavut hafif atlılarını paralı asker olarak çalıştırıyorlardı ve getirdikleri her baş için bir altın veriyorlardı. 1495 yılındaki Fornovo Savaşı'nda bir Arnavut savaşçısı ödül almak için bir Fransız askerin kellesini almak istemiş, başarılı olamayınca onun yerine yerel bir rahibin başını kesmiş ve onu bir nevi savaşçı gibi görerek ödülünü talep etmiştir. Böyle bir seçenek, siz de katılırsınız ki samuraylar arasında asla söz konusu olmazdı.

ÖNCEKİ
1 2 3 4 5 6 7
SONRAKİ