Tarihin tozlanmış yapraklarını karıştırdığımızda, bir zamanlar eski çağlara damgasını vurmuş, tarihte iz bırakmış, içinde sayısız olaylar yaşanmış ve yüzyıllar geçmesine rağmen hangi medeniyetten ve kültürden olursa olsun, belli toplumları meraklar içinde bırakmış bazı askeri statüler dikkatlerden kaçmamıştır. Efsanevi ve tarihin dikkat çekici, merak uyandırıcı iki askeri statüsü dikkatlerimizi çekmektedir: Samuraylar ve şövalyeler...
Her iki askeri statü aslında birbirine çok yakın ortak noktalar taşıyordu ve bir çok noktada kıyaslama yoluna çok rahat bir şekilde gidebilmekteyiz. Her ne kadar arada bazı farklı kültürel, tarihsel ve felsefi bakış açıları da olsa bazı ortak değerlerin vuku bulduğunu da es geçemeyiz. Hem şövalyeler hem de samuraylar değişik kültüre sahip olup, farklı medeniyetler kurmuş toplumlardaki bir çok insanda derin ilgi uyandırmıştır. Söz konusu kitap samuraylara odaklandığı için, biz bu konu üzerindeki bilgileri paylaşacağız ve iki askeri statü arasındaki ilişkiyi bazı formatlarla inceleyeceğiz. Samuray ve şövalyeler askeri statü, görüntü, düşünce, yaşatılan felsefe ve konumlar itibariyle belki de bir nevi askerlik kardeşi ve arkadaşları görünümündeydi.
Samuray ve şövalyeler bir çok yönüyle birbirlerine benzemelerinin yanında tarihin belli döneminde sanki ortak kaderleri paylaşmıştı. Neden mi?
Bilindiği gibi 1274 ve 1281 yıllarında Moğollar Japonya'yı istila etme girişiminde bulunmuştu. Halbuki Almanya'nın Cermen şövalyeleri de bir zamanlar Moğollar ile çarpışmıştı. Her iki askeri birlik aslında ortak bir düşmanla savaşmışlardı ve ne kadar gariptir ki ne şövalyeler samurayların ne de samuraylar şövalyelerin varlığından haberdardı.
Samuraylar (aynı zamanda Japonya) ile Avrupa'nın kültürel ve tarihsel manada ilk buluşmaları, 1543 yılında Portekiz gemilerinin Japonya'nın Tanegaşima Adası'na demir atmasıyla söz konusu olmuştur. Gemi mürettebatı, Japonya'da ilk kez görülen arbeküz adı verilen makineli tabancayla korunmuştu. Bu olay, samuraylar ve aynı zamanda Japonya üzerinde derin etkiler yaratmıştır. Çünkü Avrupalıların getirdiği bu silahların Japonya'ya ulaşmasıyla askeri yapıda, stratejilerde ve savaşlarda yaşanacak bir devrimin kıvılcımları saçılmıştı. Yüzyıllar boyunca kılıç, ok, mızrak gibi basit aletlerle savaşan samuraylar, belli bir noktadan sonra Avrupa'dan gelen ateşli silahları da kullanacak ve bu bir milat olacaktı. Aslında işin özüne inersek, şövalyelerin ortadan kalkmasına sebep olan unsurlardan biri de ateşli silahlar karşısında devrilmeleriydi.
Ne kadar da garipti? Her iki kültür ve askeri statü dünyanın ayrı iki ucunda yer alıyordu, birbirlerinden habersizdi ama gün geliyor birbirlerinden habersiz ortak kaderlere sahip oluyorlardı. Gün geliyor, hiç beklenmeksizin bir ilişki ve büyük benzerlikler dikkatleri çekiyordu. Birbirlerinden habersiz ortak kadere sahip olmak! Her iki askeri sınıfın da ateşli ve modern silahlar karşısında yere düşmeleri ve söz konusu sınıfların ortadan kalkması bir nevi ortak kader değil miydi?
Samuray ve şövalyeler, doğal olarak bir çok noktada farklılıklar arz ediyordu ama bir yandan da aralarında şaşırtıcı ve gizemli şekilde paralellikler ve benzerlikler mevcuttu. Halbuki aralarında inanılmaz uzaklıklar vardı, dünyanın ayrı iki ucunda yaşamlarını sürdürüyorlardı ve direkt ilişki kurmalarından bahsedebilmek mümkün değildi. Buna rağmen nasıl oluyordu da büyüleyici ortak özellikler söz konusuydu? Bunu biraz da söz konusu iki sınıfın aristokrat yapılarında, bakış açılarında, takip ettikleri yollarda, felsefelerinde, kuşandıkları silahlarında, zırhlarında, ortak binek hayvanlarında, rağbet ettikleri noktalarında aramak lazımdı. Her iki askeri sınıfın ayrı ayrı şövalyelik ve buşido idealleri vardı. Her iki askeri sınıf, askeri teknolojideki yeniliklere meydan okuyordu. O anki toplumsal yapı içinde aristokrat ve seçkin bir sınıfa tekabül ediyordu. Ve bunun gibi nice ortak benzerlikler...
