|
 |

ROCK ROCK THE NATIONS II: NELER OLMADI Kİ!!!
Atilla ÇELİK
Bilindiği üzere Rock The Nations (RTN) bu yıl yaptığı büyük atılımla ve listesine kattığı gruplarla Türkiye'nin en büyük Heavy Metal Festivali olarak görünüyordu. Hatta buna Ortadoğu ve Balkanların en büyük Heavy Metal Festivali demek yalan olmazdı. Listede her insanın değişen zevklerine göre mükemmel gruplar vardı ve heyecanla 2-3-4 Temmuz 2004 tarihleri bekleniyordu. Bu aynı zamanda Türk Heavy Metalinin milat tarihlerinden biriydi. Rock The Nations geleneksel bir festival halini alma yolunda gidiyor ve ikincisi düzenleniyordu. Ama bazı açılardan sonuç hayal kırıklığı ve kırgınlık oldu. Festival bağlamında 30 grup çıkacaktı. Bunlardan Hatebreed önceden yaptığı açıklamayla katılamayacağını bildirmiş, yerine Order Of Lust grubu katılmış ve bu açıdan bir sorun göze çarpmamaktaydı. Ama sonrasında iptaller konusunda bomba üstüne bomba patladı. Festivalin en büyük toplarından ve kendileri için yüzlerce bilet satılmış olan üç grup ortada yoktu: Marduk, Vader ve Malevolent Creation.
Bana göre festivalde en çok konuşulan, en çok tartışılan ve RTN II deyince bir çırpıda sözü edilecek olaylar silsilesi her şeyden önce bu iptallerdi. Sırayla aklımıza geldiğince her şeyden bahsetmeye çalışacağız. Olumlu yönler, olumsuz yönler, kırgınlıklar, öfke patlamaları ve sevinçler. İlk olarak iptaller üzerinde genişçe duralım.
Olur ya, bu gruplar karar değiştirip gelmemiş olabilirlerdi ve bunu az çok anlayışlı karşılayıp gruplara kızabilirdik. Ama görünen köy kılavuzun anlattığı gibi değildi. Farklı şeyler ve iletişim eksiklikleri de vardı. Daha festivalin ilk günü çıkmaları gereken Affliction ve Soul Sacrifice gruplarının ikinci güne kaydırılarak, 10-11 gibi kapıların açılması gerekip saat 12:00 gibi programın başlaması gerekirken, kapılar 13 gibi açılıp programa 14:30 gibi başlanarak konsere gelen seyirciler şaşırtıldı. Gerçi organizatörler bunun nedenini hazırlıkların uzun sürmesine bağlamışlardı ama bence olay farklıydı. Ve sonra duymuştuk ki Marduk ve Vader konsere çıkmayacaklardı. Hatta buna Malevolent Creation grubu da dahildi. Peki neden çıkmayacaklardı? RTN organizatörlerinin konser esnasında kapı girişinde A4 kağıdı üzerindeki bir ilanla yaptığı açıklamaya göre Marduk ve Malevolent Creation gibi gruplar uçağı kaçırmışlardı. Tabi insanlar buna inanamıyorlardı ve böyle bir şeyin olacağına ihtimal dahi veremiyorlardı. O gruplar kesinlikle festivale gelmemezlik yapmaz ve uçağı kaçırmazlardı. Bu söylenip duruluyordu ve hep bu konuşuluyor, organizatörler suçlanıyordu. Hatta Malevolent Creation'ın konserde yer almayacağı kulağıma festivalden bir gün önce gelmişti. Ama inanmamıştım tabi ki! Aslında onların gelmeyeceği ve konsere çıkmayacakları önceden belli gibiydi ama neden bilinmez bu olayı önceden, daha gerçekçi ve ayrıntılı bir şekilde açıklama cüreti sergilenememiş ya da net, ayrıntılı olarak açıklama ortamı bulunamamış olabilirdi. Bu iptallerden dolayı organizasyonu yapan arkadaşlar sanki bir nevi yalancı durumuna düşmüş gibi görünüyor, suçlanıyordu. Söz konusu grupların uçağı kaçırdıkları söylenerek o gruplara özgü dinleyicilerin kafasında koca bir soru işareti oluşturuldu. Nasıl mı?
RTN organizasyonu Marduk'un uçağı kaçırmasından dolayı konsere katılamayacağını bildiriyordu. Festival sonrasında RTN organizasyonunun yaptığı açıklama şöyleydi:
“Marduk'un uçağa binmediği haberini aldık. Oysa biz uçak biletlerini almaları için gerekli bütün bilgileri anlaştığımız seyahat acentasından alıp göndermiştik, fakat onlar da yerleri onaylamalarına rağmen biletleri (overbook olmaları nedeniyle) havaalanından alamamışlar. Marduk menajerine telefonla ulaşıp ertesi güne tekrar getirtmeyi denesek de bu konuda zamanın kısıtlılığı nedeniyle pek başarılı olamadık.”
Bu açıklamayla festival günü kapı girişinde resimdeki ilanla “Marduk grubu uçağı kaçırdığı için konsere çıkamayacaktır” açıklaması arasında dağlar kadar fark var ve söz konusu ilanla sonradan yapılan açıklama çelişmiş oluyor. Burada anlatılmak istenen derdin genişçe anlatılamaması da etken olmuş olabilir. Uçağa binmemekle, bilet işinin halledilememekle uçağın kaçırılması arasında dağlar kadar fark vardır.
Ayrıca Marduk grubu kendi sitesi ve internet haber sitelerinde aynen şöyle bir açıklama yapmıştı neden konsere çıkamadıklarına dair: “Swedish black metallers MARDUK have cancelled their previously announced appearance at the Rock the Nations festival in Istanbul, Turkey ‘due to [the] incompetence of the organizer,' according to a posting on the group's web site. ‘The band was stranded on the airport in Sweden trying to pick up tickets that the organizer hadn't booked' the group write.
Bunun Türkçe meali: “Havaalanına gelen grup üyeleri biletlerinin organizatör tarafından rezerve edilmemesi (biletlerinin alınmaması) nedeniyle İstanbul'a gelip konser verememişlerdir.” Tabi aynı zamanda Marduk grubu “due to [the] incompetence of the organizer” açıklamasıyla açık açık organizatörleri suçluyor ve onlara beceriksiz damgası vuruyordu.
Bir festival günündeki açıklamaya bakın, bir RTN grubunun sonraki açıklamasına bir de grubun yaptığı açıklamaya bakın. Her şey çok karışık. İşte bunlar o grubun fanlarını karıştırıyor ve kızdırıyordu.
Aynı şey Vader için de geçerliydi. Onlar da konsere çıkamadılar. Peki neden çıkamamışlardı? Grup kendi resmi sitesinde ( http://www.vader.pl/news-e.html ) aynen şöyle bir açıklama yapmıştı: “Today VADER starts the fifth part of their European tour. This time the band will attack The Netherlands and Germany. The tour schedule: 05.07 Dronten / Nirvana (Holandia), 06.07 Alkmaar / Parkhof (Holandia), 07.07 Bremen / Buchte (Niemcy), 08.07 Munster Breitefeld / Live Arena (Niemcy), 09.07 Hannover / Labor (Niemcy), 11.07 Berlin / K-17 (Niemcy). Gig in Istanbul (Turkey) has been cancelled due to lack of confirmation of air-tickets. We'll meet with Turkish fans in the next year, on a short tour across Turkey! More details follow soon.”
Anlayacağınız Vader'ın da uçak bileti konusunda iletişim açısından sorunlar çıkmış, bu yüzden biletleri rezerve edilememiş. Zaten RTN ekibi aynen şöyle diyerek hatasını kabulleniyor: “Vader ile ilgili olarak uçak biletlerini başka kanallar üzerinden ayarlamaya çalışmamıza rağmen bu konuda başarılı olamadık ve çoğunluğu bizden kaynaklanan sebeplerden dolayı getiremedik.”
Vader konusunda bir ihmalkarlığın ve iyi iş takip etmemenin eksikliği görülüyor.
Malevolent Creation konusunda RTN ekibinin yaptığı açıklama şöyleydi:
“Malevolent Creation içinse güvenilir bir kaynaktan (ki kendisi de festivalin en önemli isimlerinden biridir) aldığımız bir habere göre Amerikalı olmaları nedeniyle ve Türkiye'yi bir Orta Doğu ülkesi olarak görüp, özellikle Amerikalılara karşı son dönemde dünyada gelişen karşı tutumu bahane ederek çekindiklerini ve gelmek istemediklerini öğrendik. Bize grup tarafından böyle bir mazeret belirtilmemişti. Bunu bize bildirmiş olsalardı büyük olasılıkla ikna ederdik ancak bize hiçbir haber veya bilgi dahi vermeden onlar için aldığımız uçaklara binmemişlerdir. Cumartesi akşamı saat 5'ten 11'e kadar rehberlerimiz üç ayrı Frankfurt uçağını da beklemiştir. Gruba gerekli bilgiyi ve cevapları alabilmek için mesaj attık ancak henüz elimize ulaşan bir yanıt yok.”
Hem güvenilir kaynaktan duyduk deniyor (bu kaynak Destruction grubudur) hem de işin ucu direkt baştan sıkı tutulamıyor ve hemen irtibata geçilemiyor grup elemanlarıyla. Yetmedi Malevolent Creation grubunun resmi web sitesine girerseniz “7/4 Rock the Nations, Turkey” diye bir tourdate işaretini görürsünüz. Madem korkuyorlardı en baştan ret cevabını verirler ve resmi sitelerine de bu tarihi düşmezlerdi. Ama en garibi grubun uçağı kaçırdığı söylenmişti ve kapı girişine bu lafın yazıldığı A4 kağıdı ilanı asılmıştı. Ama olaya dikkat ederseniz uçak kaçırma diye bir süreç yok. Çok güvenilir kaynaktan duyum alınmasına rağmen hemen grupla irtibatı sağlayamayıp “böyle böyle demişsiniz, hayrola” diye muhatap olamamak ihmalkarlık gibi görünüyor. Malevolent Creation konusunda da kafaları karıştıran şeyler vardı. Yukarıda olayın nasıl gerçekleştiği anlatılırken Malevolent elemanları şöyle diyorlardı: “Our apologies go out to the Turkish fans who came to see us perform in Istanbul on July 4th (this past Sunday) at the Rock The Nations Festival only to find out we were not playing. We would have been there, but after providing the promoter with the correct ticket information for all 5 band members more then 3 months ago, no ticket information ever arrived. After many attempts to get the ticket info, it arrives in an e-mail without a ticket for our drummer Dave Culross. With no response from the promoter about getting a ticket for our drummer Dave, we had no choice but to stay where we were. Trapped in a German hotel for 4 days until we could fly home on July 6th. Still have not got an explanation to why this happened but hopefully we can try this again next year because we heard that we missed an amazing festival.”
Kaynak:http://www.roadrun.com/blabbermouth.net/news.aspx? mode=Article&newsitemID=24511
Türkçeleştirilmiş hali bir nevi şöyle: “4 Temmuz günü bizi İstanbul'da bekleyen ama göremeyen Türk fanlarımızdan özür dileriz. Biz orada olacaktık ama organizatörler 3 ay öncesinde 5 grup elemanı için bileti ayarlayacaklardı ama biletlere dair bize bilgi ulaşmadı. Biletler konusunda bilgi edinebilmek için e-mail yoluyla bağlantı sağlandı ama bateristimiz Dave Culross için bilet yoktu. Davulcumuz Dave için bilet istemekten başka seçeneğimiz yoktu. 4 gün boyunca bir Alman otelinde kaldık ve 6 Temmuzda evimize uçmak zorunda kaldık. Bize hala bir açıklama yapılmadı ve gelecek yıl bunu yeniden deneyebiliriz. Vahşi bir festivali kaçırdığımızı duyduk.”
Açıklamalar birbiriyle çelişiyor ve zihinlerde sürekli soru işaretleri oluşuyor. İşte o grupları izlemek için gelen dinleyiciler de olanlara inanamıyorlar ve RTN organizatörlerine patlıyorlar. Bu grupları dinlemeyenlerin bir kısmı da olanları önemsemeyip RTN organizatörlerine hak veriyor. Olay bir nevi sevgi boyutunun duygusal kırılganlıklarının patlayışı gibi görünüyor ve bu yüzden büyük tepkiler oluyor. O grupları sevmeyenlerden zaten böyle bir tepki gelmeyecektir.
Şimdi herkes diyebilir ki o kadar mükemmel gruplar çıktı da alt tarafı 3 grup çıkmadı diye nedir bu harala gürele? İş sanıldığı kadar kolay değil. Evet, şu ana kadar Türkiye'de gerçekleştirilmiş en büyük Heavy Metal Festivali'ydi, mükemmel gruplar çıktı, Türkiye'de bir ilk gerçekleştirildi ama bir de işin dikkat edilmesi gereken diğer yönü var. Ayrıca eğer bir işin altına giriliyorsa sorumluluklar da alınacak demektir ve yapılamayacak bir işin altına asla girilmez. Ben mesela böyle bir işe girmem, giremem bu işin üstesinden gelemeyeceğim için. Bu her babayiğidin harcı değildir ve bu açıdan RTN ekibini takdir ediyorum. Ama eğer böyle bir organizasyonun altına giriyorsam her şeyi göze almışım ve beklentileri karşılamak zorundayım demektir. Bu işe girerken nelerle karşılaşılabilir her türlü ihtimal göz önünde tutulur ve bu sorumluluk süreçleri yerine getirilerek sıfır hata payına yakın bir davranışla ve özellikle ihmalkarlıklardan uzak durarak iş bitirici bir tavır takınılmalıdır. Sadece o gruplar için özel olarak bilet almış yüzlerce insanın mağduriyeti nasıl giderilecekti? Söz konusu 3 grup da çok ekstrem müzik yapan, festivalin müzikal açıdan en ekstrem olacak ve büyük bir heyecanla beklenen gruplardı. En çok merakla beklenen ve festivalin en ağır toplarıydı. Marduk hiç sevmediğim bir gruptur. Black Metal benim yanımdan bile geçemez ama Marduk'un çıkmıyor olması ya da çıkamıyor olması, bir ihmalin söz konusu olması beni sevindirecek bir durum değildir. ‘Oh ne güzel, Blackçiler avuçlarını yalayacaklar' demek kadar bencilce bir düşünce olamazdı zaten. Ama sadece o grup için yüzlerce bilet almış çok insan vardı ve onlar çok mağdur oldu.
Nice insan izleyeceği o üç grup için biletler aldı ve izleyemeden geri dönmek zorunda kaldı. Ben bile Malevolent Creation ve Vader grupları geliyor diye bilet almıştım. Zaten Malevolent Creation ismini duyduğumda şoke olmuş, gözlerime inanamamış, festivale kesin gidiyorum demiştim. Vader ismiyle bu iyice perçinlenmişti ve bu gruplar olmasaydı festivale gitmeyecektim bile. Peki İzmir'den gelen bir dinleyicinin “İzmir'den Malevolent Creation'ı izlemek için geldim, 200 milyon harcadım, peki kim verecek bunun hesabını” demesi bunca seslenişimin çıkış noktasıdır. Bunca insan Sentenced grubunun kendini beğenmiş vokalistinin saçma sapan hareketlerini ve terbiyesizliklerini izlemek için gelmemişti. Bunca insan festival alanındaki kapalı alana girip yanında getirdiği CD'leri DJ'ye verip cansız Death Metal müziğiyle headbang yapmak için gelmemişti? Evet, böyle oldu. Bir çok insan kapalı alanlara girip kolonlardan çalan DJ müziğiyle Death Metal eşliğinde headbang yapmak zorunda kaldı!!!
Ama 3 grupla yaşanan iptaller haricinde festivalin çok ama çok başarılı olduğunu söylemeliyiz. Yiğidi öldür ama hakkını ver. Ayrıca her ne olursa olsun Sezar'ın hakkı Sezar'a.
Genel olarak ses ve ışık düzeni oldukça başarılıydı ve bunun için Almanya'dan özel bir ekip getirtilmişti. Festivaldeki ses düzeyi alçak ya da yüksek olabilirdi ama kalite açısından çok başarılıydı. Festival hakkındaki diğer ayrıntılar, ilginç noktalar ve geniş ayrıntılar grupların performansından bahsettikten sonra notlar dahilinde bu izlenim yazısının en sonunda yer alacaktır.
Şimdi grupların performansının nasıl olduğuna ve kısaca gruplara geçelim:
BİRİNCİ GÜN
Önceden duyurulan listeye göre sırayla şu gruplar çıkacaktı: Solitude, Affliction, Soul Sacrifice, Leaves' Eyes, Atrocity, Lake Of Tears, Amon Amarth, Orphaned Land, Pain Of Salvation, Epica ve Order Of Lust. Bu gruplardan Affliction ve Soul Sacrifice çıkmamışlar, ikinci güne kaydırılmışlardı. Bunun nedeni hazırlıkların uzun sürmesi olarak bildirilse de bir çok insanın düşüncesine göre Vader ve Marduk gruplarının ülkemize gelemeyişleriydi. Ayrıca kapılar 13-14 civarı gibi açılmış ve konsere önceden bildirilmiş saate göre 2-2,5 saat rötar ile başlanmıştı. Onca insanın güneş altında yumurta gibi piştiğini ve bir çok kişinin amele yanığıyla kaplanmış olduğunu söyleyebilirim. Hava çok sıcak olunca ve güneşi direkt dikine yeyince bundan doğal bir şey olamazdı. Gülü seven dikenine katlanacaktı.
İlk güne baktığımız zaman tartışmasız Amon Amarth'ın mükemmel bir performans sergilediğini ve en çok dikkat çeken grup olduğunu hemen söyleyebilirim. Diğer başarılı performansa imza atan grup Orphaned Land'di. İlk günün performans açısından ilk iki sırası bana göre böyleydi. Çıkış sıralarına göre gruplardan bahsedelim:
SOLITUDE
Ülkemizin Thrash Metal arenasındaki en başarılı temsilcisi olan grup aslında çok şanssızdı. Çünkü festivalin açılışını yapan gruptu. Kendilerine verilen sesin kısık ve sonradan çıkan gruplara göre biraz daha kalitesiz olması dikkatleri çekmişti. Aslında ses düzeni saatler ve günler ilerledikçe daha kaliteli bir hale getirilmişti. Grubun diğer şanssızlığı kapılar geç açıldığı için daha seyirciler doğru düzgün konser alanına doluşamadan konsere başlamak zorunda kalmasıydı. Normalden az bir kitleye ve şanssızlıklarla dolu bir ortamda çalmalarına rağmen performans açısından muhteşemdiler. Bildik modern Thrash Metal parçalarını gaz bir şekilde yansıttılar ve ellerinden gelen her şeyi yaptılar. Bir konser grubu olduklarını dibine kadar yansıttılar ve onlar sahnedeyken onları çok yakından izleyememe (kapılar geç açılmıştı ve içeri girebilmek mümkün değildi devasa yoğun kuyruktan dolayı) çok üzüldüm. Ama uzaktan duyduğum kadarıyla bile büyük bir zevk aldım. Sonuçta onlar bir zamanlara büyük imza atan, muhteşem bir tarz olan ve bir çok Heavy tarzını köküne kadar etkileyen Thrash Metal tarzının Türkiye üzerinde yaşayan en büyük temsilcisiydi.
LEAVES' EYES
Eski Theatre Of Tragedy (TOT) vokalisti olarak bilinen Liv Kristine'ın vokal yaptığı ve diğer kadrolarda Atrocity elemanlarının yer aldığı grup, tipik bir iyice yumuşatılmış ve gotiklendirilmiş bir TOT uzantısıydı. Bu denli bayık bir müzik yapan, evde yatakta uzanarak dinlenmesi gereken bir grup neden festivale dahil edilmiş çözümleyebilmek güçtü. Tahminimce bunda Liv Kristine faktörünü kullanmak ön plandaydı. Çünkü çok TOT ve Liv Kristine hayranı vardı. Grubun yaptığı müzik bir konsere yakışır bir müzik olmadığı için uyuklar bir şekilde dinleyen çok insan oldu. Değil ayak üstü dikilmek çimenliklerde uzanarak dinlenecek bir müzikal yapı söz konusuydu. Performans ve müzik açısından beğenmediğim grup, Liv Kristine'ın “merhaba, teşekkür” gibi laflarıyla dikkatimizi çekti. Ama TOT ve bu tarz müzik dinleyicileri grubu beğendiklerini belirttiler. Tarzına göre başarılıydı ama bir konser grubu asla değiller.
ATROCITY
Almanya'nın köklü gruplarından olan ve bir zamanlar vahşi, gaddar Death Metal sounduyla dikkatleri çekip sonraki dönemlerde gotik öğeleri barındırıp müziğini yumuşatma sürecine giren grup bir çok kişi tarafından beğenildi. Konsere eski vahşi dönemlerinin parçalarından olan Necropolis ile girdiler. Daha sonrasında ise gotik öğeli parçalarını yansıttılar. Ağırlık yeni hallerine odaklıydı ve eski Atrocity parçaları sadece iki taneydi. Diğer eser, klibi de bulunan ve çok sevdiğim bir parça olan B.L.U.T parçasıydı. Konserin sonlarında karizmatik vokalist ve saçlarının oldukça uzun olmasıyla dikkati çeken Alex Krull'un yaptığı headbang görülmeye değerdi. Ama müziklerini onlara verilen ses sistemi nedeniyle biraz boğuk buldum. Ses biraz daha anlaşılır, net yapılabilir ve açılabilirdi. Ama sonuçta başarılı bir performans sergilediklerini söylemek mümkündü. Onlara verilen ses biraz daha net olsa ve açılsaydı eminim ki daha çok beğeni kazanırlardı. Birkaç parçada Alex Krull'un eşi Liv Kristine gruba eşlik etti ve bir çok dinleyici bundan memnun kaldı. Alex Krull da karizmasıyla gönülleri fethetti.
LAKE OF TEARS
Festivalde en çok merak edilen gruplardan biriydi ve ismi açıklandığında heyecan yaratan bir gruptu. Ama o heyecanı konserde sergilediklerini söylemek mümkün değildi bana göre. Seyircilerle iyi bir diyalog kurduklarını söyleyebilmek güç ve sanki bir an önce çalsak da gitsek havalarındaydılar. Müzik yapılarını beğenmemekle birlikte konser performanslarını oldukça donuk ve soğuk buldum. Diğer insanlar buna ne kadar katılır bilmiyorum ama festivale önemli bir katkı yaptıklarını söyleyemem. Ama bu gruba özgü dinleyiciler beğendiler ve memnun kaldılar diye düşünüyorum.
AMON AMARTH
|
 |
Amon Amarth |
Birinci günün en iyi grubu bana göre tartışmasız Amon Amarth'dı. Grup kendisine güvenen fanların beklentisini değil boşa çıkarmak beklentilerin üzerine eklemeler yaptı. Barbar bir vikingi andıran vokalist Johann Hegg'in seyircilerle kurduğu diyalog çok çok iyiydi ve konser boyunca kaç bira içti sayamadık. Bira bardağını kaldırıp ‘şerefe' demesi dahi seyircileri azdırmaya yetti. Grup müzikal açıdan muhteşem bir performans sergiledi. Sahnede kaldıkları süre zarfında bize sürekli enerji ve adrenalin verdiler. Kafa sallayan headbangerların haddi hesabı yoktu ve hemen önümde de bir İsveç bayrağı sallanıp duruyordu. Grup tam bir konser grubu olduğunu bitmek tükenmek bilmeyen müzikal kondisyonu ve Hegg'in uzattıkça uzattığı ve hiç bozulmayan brutal, çığlık vokaliyle ispatladı. Günün grubu olmayı çoktan hak eden Amon Amarth samimi tavırları ve şarkıya girerken ki muhteşem diyaloglarıyla gönülleri fethetti. Onlar bizden biri gibiydiler ve bizlere asla yukarıdan bakmadılar. Seyircilerin çılgın olduğunu eklemeyi de unutmadılar. Grup kendi web sitesinde yaptığı açıklamada bu konseri unutamayacaklarını, çok memnun kaldıklarını, seyirciden çok hoşnut kaldıklarını ve onları çok çılgın bulduklarını açıkladı. Konser sonunda uzun süre sahnede kaldılar, penalar attılar ve Hegg playlistin yazılı olduğu kağıtları buruşturarak seyircilere attı. Grup üyelerinin feci memnunlukları gözlerinden okunuyordu. Grup elemanları konser biter bitmez hemen ülkelerine dönmediler. Ertesi gün de aramızda dolaşıyorlar, bizlerle birlikte grupları izliyorlar, bizlere sarılarak resimler veriyorlardı. Bu olay onların ne kadar hoşnut kaldıklarını ispatlıyordu. Kapanışı kısa bir deyişle yapmamız gerekirse; Amon Amarth ortalığın AMONUNA koydu.
ORPHANED LAND
Barış yanlısı tutumu ve müziklerine enjekte ettikleri oryantal öğelerle bilinen İsrailli grubun aslında işi çok zordu. Çünkü Amon Amarth gibi günün grubu olmuş bir ismin ardından ve onların bıraktığı yüksek enerji sonrası çıkmaları işlerini zorlaştıracak gibiydi. Ama grup bunun üstesinden gelmeyi bildi ve vokalist Kobi Fahri Türkiye formasıyla sahnede göründü. Konsere Türkçe konuşmalarla başlanması ve samimi havanın olduğu gibi yansıtılması onlar açısından pozitif bir süreç oldu. “Ocean Land” parçasıyla konsere başlayan grup Mabool ağırlıklı olmak üzere eski albümlerindeki parçalara da bolca yer verdi. Kobi'nin bir çok sekansta müezzin gibi sol kulağını eliyle kapayarak söylemesi sesini neden iyi kullanabildiğine dair bir ipucuydu. Lead gitarist Yossi'nin performansı görülmeye değerdi ve attığı sololarla insanları eğlendirmesini çok iyi bildi. Sahnede kaldıkları süre içerisinde seyirciye pozitif enerjiyi ve sıcaklığı vermesini çok iyi bildiler. Ama konser sonrasında bazı davranışları gözlerden kaçmadı değil ve bu olaylar gruba olan bakış açısını çok sarstı diye düşünüyorum. Söz konusu açıklamaları kritiğin sonunda NOTLAR bölümünde okuyacaksınız. Grubun sahneden inişi Erkin Koray'ın efsane parçası “Estarabim” ile oldu ve bu parçayı tüm seyirciler hep bir ağızdan söyledi, coşkulu bir hava oluştu. Bence günün en coşku dolu performanslarından biri Orphaned Land grubundaydı. Alan memnun veren memnundu.
PAIN OF SALVATION
Finlandiyalı progressive grubu birinci günün headliner'ı olarak sahne almıştı. Ama şu bir gerçekti ki bu gruptan önce çıkan iki grup Amon Amarth ve Orphaned Land seyircilerin gönlünde headliner olmuştu çoktan. O yüzden grup şanssızlığına küsmeliydi. Gruba headliner olmalarından dolayı öyle yüksek ses verildi ki çok uzakta çimenliklerde uzanmış olan ben ve arkadaşlarım bile her davul darbesini içimiz sarsılarak duyumsuyorduk. Bir an şunu düşündüm: “Bu ses yapısı Amon Amarth'a verilseydi ne olurdu acaba?” (Düşünemiyorum bile) Grubu görsel olarak dinlemek istemedim. Çünkü müzikal yapıları bana itici ve bayıcı geldi. Hele feci yorgunluğumuzun üzerine o ses yapısını duyunca iyice yorulduk ve hayıflanıp durduk. Çünkü ortaya sunulan müzikle bu grup headliner olmayı hak etmiyordu bana göre. Böyle bir grup nasıl headliner yapılmış hiç anlayamadım. Pain Of Salvation headliner oluyorsa Amon Amarth üç kere headliner olmayı hak ediyordu. Performanslarını beğenmedim ve bir an önce bitirseler de ayrılsalar diye düşündüm. Bu arada Pain Of Salvation aynı zamanda festivalin en pahalı grubuydu!!! Değmiş midir sizlere bırakıyorum. Ayrıca grup için Dream Theater'a cevap diye bir ibare kullanılmış ki Dream Theater'ın ölüsü dahi Pain Of Salvation'ı ezer geçer bana göre.
Pain Of Salvation grubu uzun süredir sahnede kalıyordu ve ben arkadaşlarımla birlikte yorgunluktan ölme boyutuna gelmiştim. Çünkü uzun bir yoldan gelmiştim ve herkes çok yorgundu. Epica ve Order Of Lust gruplarını bekleyecek hal kalmamıştı. Doğaldır ki saat gecenin 01:30'u olmuştu ve sahnede hala Pain Of Salvation vardı. Bu yorgunluk ve ilerleyen saat üzerine festival alanında barınabilmek mümkün değildi ve Pain Of Salvation sahnedeyken festivalden ayrılmak zorunda kaldık. Bu yüzden Epica ve Order Of Lust hakkında bir iki kelam edemediğimiz için çok özür dileriz.
İKİNCİ GÜN
İkinci gün çıkması beklenen gruplar birbirinden bomba isimlerdi. Önceden açıklanan liste şöyleydi: Self Torture, Moribund Oblivion, More Than Ever, Caliban, Vader, Marduk, Katatonia, Sentenced ve U.D.O. Bu günün en ağır toplarından olan ve kendileri için yüzlerce insanın geldiği Vader ile Marduk grubu yukarıda yaptığım açıklamalar nedeniyle sahnede yerlerini alamadılar. O gruplardan boşalan yere ilk gün çalmaları gereken Affliction ve Soul Sacrifice grupları getirildi. İkinci günün tartışılmaz grubu performansı, profesyonelliği, şov yönü, ustalığı, yılların deneyimi ve eğlendirebilme enerjisiyle kesinlikle U.D.O'ydu.
SELF TORTURE
İkinci günün ilk grubu Ankaralı modern Hardcore temsilcisiydi ama onları izleyebilme imkanı bulamadım. Çünkü o esnada konser alanında değildim ve giriş yapmak üzere hazırlanıyorduk. Ama grubu uzaktan da olsa müzik olarak dinleyebildim. Hardcore sevdiğim bir tarz olmadığı halde grubun performansına uzaktan ve kulak yoluyla bakınca enerjik bir hava buldum. Zaten vokal yönüyle grup klasik hardcore öğesinden ayrılıyordu ve bu grubun özel fanları vardır. Konser alanına geldiğimde de insanların nasıl bulduklarını sordum. Ama aldığım cevaplar bazen olumsuzdu. Sorduğum bazı kişiler hardcore tarzından ve o gruptan hoşlanmayan insanlar olsa gerek ki beğenmediklerini ve sanki onlara arkadaş torpili yapıldığını söylediler. Onlara göre orada yer almayı hak eden daha önemli Türk grupları vardı. Suicide ve Cidesphere gibi... Ama bana göre grup başarılıydı ve onlarla kıyaslamaya gitmeye gerek yoktu. Zaten tarz farklılığı mevcut. Grup kendi tarzında oldukça enerjik bir yol takip etti ama diğer gruplar daha etkin bir rol oynadıkları için Self Torture grubu bu hengame içinde kaybolmuş olabilir. Tabi onlar sahnedeyken pogo olayının olduğunu da not olarak ekleyelim. En azından Self Torture klasikleşmiş bir Hardcore zemininde yer almıyor ve vokal yönüyle farklı yönlere kayıyor.
AFFLICTION
İzmirli Death/Thrash grubu kendilerinin de belirttiği gibi Dark Tranquillity'nin ön grubu olmasının ötesinde en büyük konserlerinden birine çıkmışlardı. Elemanların sahnedeki duruşları ve enstrümanlarına hakimiyetini çok başarılı buldum. Daha önce hiç izlemediğim grubu ben şahsen beğendim ve yeterli buldum. Seyircilerle iyi bir diyalog kurduklarını söylemek mümkündü ve seyirci de onlara gerekli desteği vermekte yetersiz kalmadı. Ayrıca elemanların görüntüsel manada sağlam durmaları ve bunu müzikleriyle bağdaştırmaları onlar için artı bir özellikti. Bence ülkemizin en başarılı gruplarından biridirler ve yolları çok açık.
MORIBUND OBLIVION
Türkiye'nin Black Metal arenasındaki gruplarından olan, üzerinde çok büyük promosyon çalışmaları yapılan, bir nevi iyi de pohpohlanan grup, festivalin makyajlı ve Black Metal tarzını icra eden tek grubu unvanını elinde tutmasını ve bas gitaristleri Duygu ile dikkat çekmesini bildi. Black Metal dinlememekle birlikte grubun performansını çok beğendiğimi söyleyemeyeceğim ama vokal olarak kendi dalında grubu başarılı buldum. Bahadır Uludağlar'a karşı bazı kişilerin özel bir antipatisinin olmasından dolayı grubun sevilebilirlik potansiyelinin düşük olduğu dikkatimden kaçmadı.
SOUL SACRIFICE
İstanbullu Death Metal grubu festivalde Death Metal adı altında görülen istisna gruplardan biriydi. Grup konserdeki yüksek enerjileriyle yakından biliniyordu ve bu yönlerini yansıtmada başarılıydılar. Ben şahsen grubu beğensem de bir arkadaşımın şakadan “yahu, bunlar Light Death Metal yapıyor” demesi beni oldukça güldürdü. O arkadaş zannedersem sahnede False In Truth'u görmek istiyordu. Grup sahnede kaldığı süre boyunca seyircilerle iyi bir iletişim kurmaya ve onları gaza getirmeye çalıştı. Bunu kısmen de olsa başarabildiklerini söyleyebilirim. Daha önce hiç dinlemediğim bir grup olduğu için ilk dinlemeyle kompleks olarak onları analizlemek çok zor ama yaptıkları tarz körü körüne Death Metal sounduna bağlı değildi. Bazı ince melodileri duyumsamak ve farklı pasajlara da kaymaları dikkatleri çekti. Özellikle yeni yaptıkları parça (ismini hatırlayamıyorum) diğer parçalarına nazaran farklı ve daha melodikti. Biraz daha açarsak daha ehlileştirilmiş ve yerelleştirilmiş bir parçaydı. Bir Türk grubunun özgünlüğü vardı.
MORE THAN EVER
Almanyalı Hardcore grubu Türk vokaliyle dikkatleri üzerine çekecekti. Vokalist Türk olduğu için seyirciyle iletişim kurmaları basite indirgendi ve bunun nimetlerinden faydalanmak istediler. Yaptıkları müzik zevkime asla uygun düşmese de kendilerini başarılı, enerjik ve güçlü buldum. Ama vokal açısından çok başarılı bulduğumu söyleyemeyeceğim ki bildik Hardcore kalıbı ses tonu benim hiçbir zaman hoşuma gitmemiştir. Seyirciyi çok çok memnun ettiğini söylemem güç. Çünkü biliyorum ki festivalde hardcore dinleyicileri sayıca fazla değildi.
CALIBAN
Müziklerine core etkilerini çok monte eden bir grup karşımızdaydı ama bu sefer daha güzel bir müzik söz konusuydu diyebilirim. Ben şahsen olaya sadece müzikal açıdan yaklaştığım zaman grubu çok güçlü, adrenalin salgılayıcı ve yer yer gaza getirici buldum. Ama o müzikal yapı cırtlak ve müzikle uyuşmayan bir vokal yapısıyla birleşince bağımsız olarak sergileyebileceği etkileyicilik katsayısı bayağı düştü diye düşünüyorum. Özellikle vokalin yer almadığı müzikal pasajlarda grup benim hoşuma gitmedi değil. Gruba her ne kadar bazı kişiler Hardcore dese bile müzikal açıdan farklı pasajlar mevcuttu. Bildik Hardcore melodileri yoktu ve modern sesler fazlasıyla monte edilmişti. Ama vokal yapısının Hardcore öğeli olduğunu söylemek hata olmaz umarım. Ama şunu söylemeliyim ki öyle pasajlar yansıttılar ki yer yer “işte burası öküz gibi, çok iyi” dediğim anlar oldu.
KATATONIA
Bir çok dinleyicinin kalbinde çok önemli bir yere sahip olan İsveçli Doom Metal grubu Katatonia merakla beklenen gruplardan biriydi. Şahsen bu gruba dinlediğim sürece hiç ısınamadım ve hiçbir zaman da hoşuma gitmemişlerdi. Beğenmediğim bir grup olduğu için onları sahneden izlemedim ve sadece uzaktan dinledim. Performans açısından her ne kadar albümlerinden daha enerjik bir havayı sergileseler de bir konser için bayık bir müzik söz konusuydu. Tabi grup özel fanlarınca beğenildi ve en önemlisi “Deadhouse” isimli parçanın çalınmaması bir çok hayranı da üzdü. Grubun fanları onları izledikleri için çok mutluydu ve iyi zaman geçirdiler.
SENTENCED
|
 |
Sentenced |
Finlandiyalı grup bir çok insan için günün en önemli grubuydu ve merakla bekleniyordu. Özellikle yakışıklı vokalist Ville'nin varlığı bir çok kızımızın kalbini güm güm attırıyordu ve hayallerinin erkeğini seyredeceklerdi. Grup müzikal açıdan muhteşem bir performans sergilese de Ville yaptığı terbiyesizliklerle bir çok arkadaşımızın sinir katsayısını yükseltti ama öyle insanlar vardı ki Ville'nin yaptığı terbiyesizlikleri hiçbir şey olmamış gibi alkışlayarak, bağırarak, çağırarak alkışladılar. Halbuki o terbiyesizlikler biz seyircilere yapılıyordu. Ville'nin bir ara düştüğünü de es geçmeyelim ama kızlarımız ona o kadar aşık ki düşüşü bile onlara karizma gelmiştir. Müzikal açıdan grup gerçekten de muhteşem bir efor sergiledi. Eski albümlerinden olan Amok'tan çaldıkları “Nepenthe” parçası ile bir anda kendimi seyirciler arasında buldum. Çünkü grubun Amok albümü en sevdiğim Sentenced albümüydü ve bu benim için büyük bir sürpriz olmuştu. Ville sesini muhteşem kullandı ama takındığı o Rock Star tavırları, kibirliliği ve terbiyesizlikleri gözlerden kaçmadı. Neler yapmadı ki? Terini silmesi için konser alanında bulundurulan havluyu pantolonunun içine daldırıp kasık arasındaki küçük Ville'sine sürterek çıkartması ve seyircilere atması, zavallı seyircilerimizin ve gurursuz kendini bilmezlerin bu terbiyesizce harekete havluya bodoslama atlayarak kendinden geçmişçesine cevap vermesi, Ville'nin konser boyunca kendisine seslenen seyircilere iki kere elini testislerine getirerek hareket çekmesi, sürekli “Killing Me, Killing You” parçasını isteyen seyircilere ‘siz başka bir sikim bilmez misiniz' demesi, seyircilere sürekli “motherfucker” diye seslenip durması sinirimi tepeme çıkardı. Ama en acısı seyircilerin bu tavırlara çanak tutması ve Ville'nin önünde eğilmeleriydi. Bu denli gurursuzluk anlatılır gibi değil. Grup seyircilerin yoğun isteği üzerine “The Suicider” parçasını çaldı ve kapanışı Iron Maiden coverı “The Trooper” ile yaptı. Ville'nin yaptığı terbiyesizlikler de kendisine kar kaldı ve bazı kendisinin çok farkında olan dinleyicilerimizce!!! alkışlarla baş tacı edildi. Yazık! Müzikal açıdan Sentenced'a bravo ama Sentenced grubunun diğer elemanlarını ayrı tutarak Ville'nin terbiyesizliklerine binlerce kez yazıklar olsun diyoruz. Heavy Metalin bilindik felsefesi yoktu ortada ve tam bir kibir fırtınası mevcuttu elemanda.
U.D.O
|
 |
UDO |
İşte karşımızda festivalin bol bol “ en”lerinden biri duruyordu. Festivalin en yaşlı vokali, en güçlü sesi, ikinci günün performans açısından en mükemmel grubu (bana göre aynı zamanda festivalin performans açısından en mükemmel grubu), festivalin en şov bilir ve eğlendirici grubu, en profesyonel grup ve ne zaman ne yapması gerektiğini en iyi bilen grup. Başka “en”leri saymama gerek var mı? Şahsen U.D.O sahneye çıkmadan önce kesinlikle böyle bir performans, şov, eğlence, müzikal tat, mükemmel bir diyalog ve profesyonellik beklemiyordum. Udo Dirkschneider ortalığı resmen kırıp geçti dersek yeridir. Hangi şeylerinden bahsetsem ki! Grup elemanları her parçaya sanki özel olarak hazırlanmıştı ve parçanın neresinde nerede duracaklarını, ne yapacaklarını, ne zaman öne ne zaman arkaya çıkacaklarını, seyirciyi nasıl gaza getireceklerini ve nasıl azdıracaklarını fazlasıyla biliyorlardı. Bazı sekanslarda sadece Udo'nun önde olup diğer elemanların arka planda saklanmaları, sonra bir anda öne çıkmaları, hele ki Igor Gianola'nın attığı muhteşem sololar seyircileri azdırdı. Festivalin en güzel soloları ve en güzel şovları U.D.O'da mevcuttu. Yer yer lead gitaristin sahnede durup tek başına yer alması, gitarını konuşturması, mikrofon ayaklığını eliyle kaldırarak pena yerine kocaman mikrofon ayaklığını kullanması muhteşem bir şovdu ve sergilenen solonun melodileri de çıldırtıcıydı. Konserin ilerleyen bölümlerinde Udo'nun kafasıyla gitarı çalması çok hoş bir görüntüydü ve büyük alkış aldı. Yıllanmış sayısız Klasik Heavy Metal parçaları ardı ardına patlatıldı ve festival boyunca en çok eğlendiğim anlardan biriydi, büyüye kapılmış gibiydim. 55 yaşındaki bir insanın o sahneye çıkan bir çok ruhsuz genç müzisyenin ötesine geçmesi, tavırlarıyla insanlık dersleri vermesi, profesyonelliğiyle “işte müzik böyle yapılır ve şov böyle olur” dedirtmesi her şeye bedeldi. Dikkatli izleyenler gerekli bütün dersleri almıştı ve gerçek müzik adamlığını, profesyonelliğini görmüştü. Udo'nun insanların eğlendirmesi için ve gaza getirmesi için havluyu apış arasına sokması gerekmiyordu. Adam o haliyle bile karizma ışığıyla parlıyordu. Tek bir elini kaldırması seyircilerin tempo tutmasına, hep birlikte söylemesine, ellerini patlatırcasına alkışlamasına ve çığlık atmasına yetiyordu. Bunun için özel bir şey yapması gerekmemişti ve sanki herkesi etkisi altına almış, hipnotize etmişti. Sonuçta Udo'ydu bu ve yılların tecrübesiydi. Böyle bir grubu bize dinlettikleri için RTN'ye çok çok teşekkürler ve işte headliner böyle olmalıdır. Neymiş? “Metal Heart” denmeli ve yumruklar kalbimizde patlatılmalı. (Bu arada dikkatinizi çekti mi bilmem ama Udo babamız aynı Antony Hopkins amcamıza benziyor.)
ÜÇÜNCÜ GÜN
Üçüncü gün çıkması beklenen gruplar sırasıyla şöyleydi: Northern Lights, Nu.Cluear.Dawn, Cenotaph, Vanden Plas, Malevolent Creation, Circle II Circle, Blaze, Destruction, Paul Di'Anno, Pentagram/Mezarkabul. Ama Malevolent Creation grubu konsere çıkamadı. Yine bildik uçağı kaçırdı ilanıyla karşılaştık ve bir çok insan için yıkım gibi bir şeydi. Bana göre üçüncü günün grubu Cenotaph ve Pentagram'dı. Diğer bazı gruplar da başarılı bir performans sergilediler.
NORTHERN LIGHTS
Ülkemizin senfonik power metal grubu ve kaliteli gitaristleriyle dikkati çeken başarılı grubu üçüncü günün açılışını yapmıştı. Bu grubu dinleme şansına maalesef sahip olamadım. Çünkü nasıl olsa konser biraz geç saatte başlar diyerek geç yola çıkmıştık ve festival alanına geldiğimizde grup son parçalarını çalıyordu. Aldığım duyumlara göre başarılı bir performans sergilemişlerdi ve sadece son parçalarına tam anlamıyla yetişebildim. Kulaklarıma dolan sesin bana aktardığı şey enerjik, seri ve bildik senfonik power metal melodileriydi. Şahsen bu tarzdan haz etmesem de gitaristler ve vokal yönü seyretmeye değerdi.
NU. CLEAR. DAWN
Suriyeli progressive grubu Nu. Clear. Dawn kelimenin tam anlamıyla bize şaşkınlık yaşattı. Çünkü sahnede kaldıkları süre boyunca tüm parçaları enstrümantaldi ve hiç vokal yoktu. Milletten “bunların vokali yok mu?” nidaları yükseliyordu. Tabi bu ortamdan espritüel anlamda yararlanmak kaçınılmazdı. Ben bu nidalar üzerine şu lafı patlattım: “Arkadaşlar şaşırmayın. Vokalistin ağzı uçağı kaçırmış, o yüzden vokalsiz müzikle yetineceksiniz” Bir çok arkadaş vokalist uçağı kaçırmış geyiğini yapıyordu. Müzikal anlamda grubu beğendim ki zaten progressive öğeli kaliteli müziği severim. Grup ilk kez bu denli büyük bir festivale çıkıyordu, heyecanlıydılar ve bu heyecanlarını elektriksel olarak alabilmek mümkündü. Ama şuna eminim ki çok kaliteli bir vokal yapısının monte edilmesi gruba pozitif anlamlar yükleyecek ve başarı merdivenlerini az çok tırmanabilmelerini sağlayacaktır.
CENOTAPH
|
 |
Cenotaph |
Ülkemizi yurtdışında göğüslerimizi kabartarak gururla temsil eden, kalbimizde onlara karşı büyük sevgi beslediğimiz, müzikal dehalarına, kompleks ve sürekli değişken melodilerine şapka çıkardığımız muhteşem grup Cenotaph karşımızdaydı. Festivalde yer almayı sonuna kadar hak ediyorlardı ve günlerce büyük bir üzüntüyle dolaşmış sert müzik hayranlarına ve Death Metal'e aç insanlara ilaç olacak bir grup sahnedeydi. Herkes hazırlığını azmak üzerine yapıyordu ve birkaç günün üzüntüsü, kırgınlığı ve iç organlarımızda sıkışıp kalmış gaz çıkış noktalarımız bir siboptan fırlatılmaya hazırmış gibi heyecanla bekleşiyordu. Grup ses kontrolü yaparken dahi seyircinin patlayacağı kesindi. Önlere doğru geçmiştik ve bazı arkadaşlarıma burada birazdan devasa bir pogo patlar, geriye çekilelim demiştim. Kontroller tamamlandığında grup elemanları bize döndüler ve seyirciden “gore, gore, gore” sesleri yükselmeye başladı. Bu aynı zamanda Batu'nun yapmayı gelenek haline getirdiği bir borcu yerine getirmesi gerektiği anlamına geliyordu ve bu beklentilere cevap vermek gecikmedi. Bas gitarını havaya kaldıran Batu kasanın arkasındaki GORE yazısını gösterme farzını yerine getirdi ve hemen ardından beyinleri uçuklatıcı muhteşem melodiler dökülmeye başladı. Müziğin başlamasıyla birlikte oldukça hiddetli bir pogo da baş göstermeye başladı. Cenotaph tüm elemanlarıyla baştan sona muhteşemdi. Birbirinden kazık marka parçalar, kompleks ve değişken rifflerle beyinlerimizde sarsıcı çekiç darbeleriyle yaralar açtılar ve zevk-ü sefa sofrasından tatlı lokmalar aldık. Cenotaph sahnedeyken en çok dikkatimi çeken ve beni gururlandıran bir tablo vardı. Pogo esnasında yere düşen her insan onu şahsen tanımayan insanlar tarafından kaldırılıyor, karşılıklı pogo yapıp birbirini tanımayan insanlar yaptıkları pogo sonrası tokalaşıyor, birbirlerinin sırtını sıvazlıyorlardı. İşte kardeşlik, dayanışma ve bütün olmak diye buna deniyordu. Ben buna kısacası Death Metal Victory ve Death Metal Kardeşliği demek istiyorum. Yaşanan acı iptallere bir cevap niteliğindeydi bu. Cenotaph grubunun her parçaya enerjik bir şekilde girişi bir an durmuş olan dinleyicilerin patlamasına yetiyordu ve tüm parça girizgahları ayrı enstantanelere gebeydi. Batu'nun ‘Malevolent Creation'ı izleyemeyecek arkadaşlara tesellimiz olsun' deyip Cannibal Corpse çalacaklarını söylemesi ve hemen ardından kendine özgü brutal sesiyle “Hammer Smashed Face” demesi çıldırmanın son durağıydı ki işte bu parça adını söylerken ben de çıldırmış ve “face” kısmında ben de eşlik ederek titrek bir hal almıştım. Fazla söze gerek yok. Onlar Cenotaph... Onlar ülkemizin dünyada en çok tanınan grubu ve onlar her türlü alkışı hak ediyor. Bu denli kazık marka ve değişken bir müzikal yapıyı dünyada kaç grup bize sunabiliyor ki. Cenotaph adındaki bir değeri her zaman kalbimizde yaşatacağız.
VANDEN PLAS
Geçtiğimiz Mart ayında Ankara'da Rock Station Festivali'nde izlediğim Alman progressive grubu Türkiye'de bir yıl içerisinden ikinci konserine çıkıyordu. Festivalde bir ilk yaşandı ve ilk kez bir grup sahnedeki RTN afişinin üzerine kendi afişini asmıştı. Bir kısım arkadaşlar bu olaya terbiyesizce bir yaklaşım olarak baktılar ama bana göre değildi. Grubu festivalde biraz durgun buldum. Aslında durgun değillerdi, enerjiklerdi ama Ankara'da daha iyi bir atmosfer yansıttıkları, daha coşkulu oldukları için bana öyle geldi. Bunun nedeni tahminimce Rock Station'da bir nevi headlinerlarken RTN'de normal grup statüsünde olmalarıydı. Çaldıkları playlist RSF'dekiyle hemen hemen aynıydı ve ilk konserlerinde delicesine aşık olduğum bir ballad parçalarını yine çalmışlardı. İşte o parça çalarken ben farklı ufuklara uçmuş, zincirleme sigara yakma tribine girmiştim. Kim ne derse desin ben bu grubu seviyorum ve hayranlık duyuyorum. Çünkü gerçekten de kaliteli bir müzikal yapı sergilediler ve seyirciyi eğlendirmesini bildiler.
CIRCLE II CIRCLE
Amerikalı grubun en çok dikkat çeken yönü tabi ki o mükemmel sesiyle bir zamanlar Savatage grubunda harikalar yaratan Zak Stevens'dı. Festivaldeki insanlar bu grubu merakla bekliyordu. Ama en önemlisi onlardan bol bol Savatage parçaları bekliyordu. Tabi grup bu beklentileri fazlasıyla karşıladı. Savatage'den “One Child”, “Follow Me” gibi klasiklere imza attılar. Bir an o bildiğimiz klasik olmuş ve bir çok Heavy fanını derinden etkileyen klavye tınıları duyulmaya başlandı ve o zaman bir çok insan sahneye doğru hücum etmeye başladı. Çünkü Savatage'in efsanevi parçası “Edge Of Thorns” başlamıştı. Bildiğimiz ama biraz modernleştirilmiş Heavy Metal yolunu takip eden grup bence çok başarılı bir performansa imza attı. Ben onları şahsen beğendim ve eminim ki bir çok insan beğendi.
BLAZE
Blaze sahneye çıkmadan önce festivalde merakla beklenen ve misafir statüsünde yer alan bir konuk göründü. Bu Doro Pesch'den başkası değildi ve dünya üzerinde en çok bilinen parçası olan “All We Are”ı seslendirdi. Aslında Doro bir grup gibi sahnede kalabilirdi ve eminim ki iyi zamanlar geçirirdik ama bu kadarla yetinmek zorunda kaldık. Daha sonra Blaze göründü sahnede ve bir zamanlar Iron Maiden'da vokalistlik yapmasının ilgi çekici yönleri vardı. Zaten böyle bir deneyimi ve anısı olmasaydı adı bu festivalde anılır mıydı orası muamma. Blaze yine de parsayı toplamasını ve seyircileri coşkuya kavuşturmasını iyi bildi. Çünkü bazı klasikleşmiş Iron Maiden parçalarını seslendirmesi yetti arttı bile. Grubu kendi tarzında başarılı bulsam da çok üstün meziyetler göremedim ve bana normal bir grup hüviyetinde göründüler. Tabi Blaze'in Paul Di'Anno ile meşhur Iron Maiden parçası “Running Free”yi düetlemesi büyük beğeni topladı. Bu aynı zamanda iki eski Iron Maiden vokalistinin bir konserde bir araya getirilip düet yaptığı ilk konser oldu.
DESTRUCTION
|
 |
Destructıon |
Ve karşımızda Thrash Metal dünyasının duayenlerinden ve Thrash Metal dendiği zaman babalardan tabir edilen Almanyalı bir grup vardı. Thrash Metal'in kendisine özgü tepkisel yönünü, idealizmini, muhteşem yönlerini bu denli sıcağı sıcağına yaşayacağımı bilemiyordum. Schmier'in ön adamlığındaki grup beklentimizin üzerinde muhteşem bir gece yaşattı bize. 3 kişilik grup bize öyle bir müzikal güç salgıladı ki sanki karşımızda bizi makineli tüfek darbeleriyle sarsan vahşi bir ordu vardı. Neler olmadı ki? Hangi parçalar yoktu ki? Thrash Till' Death'ler, Madbutcher'lar, Metal Discharge'lar... Birçok klasik parçaya imza atan grup her parça sonunda bazı grupların yapmadığını yaptı ve bizimle mükemmel ötesi bir bağ, diyalog kurdu. Her parça sonunda Schmier'in bize söyledikleri bu müziği dinleyen herkesin kardeş olduğunu, aynı dinden ve milletten olduğunu ve bu müziğin samimiyet işi olduğunu kanıtlıyordu. İstanbul'daki ortamın mükemmel olduğunu, karşısında müziğe aç çok coşkulu insanları gördüğünü, savaşların ve TV'lerin boktanlığını, samimiyet adına ve bizden biri olmanın belirtilerini dibine kadar yansıttı. Bu diyaloglarını çok gaz ve hırslı bir şekilde aktarması, hırslı ve istekli hallerini parça girişlerinde yansıtıp muhteşem adrenalin salgılayıcı girişlerle yaptıkları parça giriş anonsları ise insanların kendinden geçmesine yeterli oluyordu. Konserin ortalarında bateristin yaptığı davul solo şovu görülmeye değerdi ve bateri performansının had safhada olduğu bir müzikal yapı söz konusuydu. Onlar bizden biri gibiydiler. Sentenced'ın Ville'si gibi bize yukarıdan bakmadılar, kibirlilik sergilemediler ve rock star havalarına bürünmediler. Onlar bizi hemen yanlarında ve aynı düzeyde gören sıradan insanlardı. Mükemmellikleri müzikal mükemmelliklerinde ve insancıl yönlerindeydi.
PAUL DI'ANNO
Iron Maiden'ın ilk albümlerinde vokalistlik görevini yürüten Paul Türkiye'de ilk kez bir konsere çıkıyordu ve eski Maiden vokalisti olmasını referans olarak kullanıyordu. Elemanların üzerinde Türk bayrağı olan kırmızı tişörtlerle çıkması seyirci üzerinde çok pozitif bir hava yarattı ve Klasik Heavy Metal dinleyicileri muhteşem bir ziyafet yaşadılar. Ama Blaze'in aksine Paul repertuarında çok fazla Iron Maiden parçasına yer vermedi. Heavy Metal adına güzel bir performans sergilemelerinin ötesinde sıcak tavırlarıyla üzerimizde olumlu etki bıraktılar. Gerçi Blaze ile birlikte iki Iron Maiden vokalistinin festivalde yer alması fazlalık gibi görünüyordu ama buna Maiden fanları sevinmişlerdir zannedersem. Ama her iki elemandansa Circle II Circle grubunu her ikisinden daha başarılı bulmuştum ben. Tabi bu benim görüşüm.
PENTAGRAM / MEZARKABUL
Sırada üçüncü günün son grubu, headlinerı ve aynı zamanda da festivalin son grubu vardı. Türkiye'de geçmişi en uzun olan Heavy Metal gruplarından olan ve ülkemizi dış dünyada başarıyla temsil eden grup yılların tecrübesi olduğunu sahne performansı, enstrümanlara hakimiyeti ve muhteşem bir Murat İlkan sesiyle kanıtladı. Repertuarlarında tüm albümlerinden parçalara yer verdiler ve festivale girişleri “Behind The Veil” parçasıyla oldu. Pentagram'ı dinlerken büyük bir zevk aldım, onları harika buldum. Her konserde olduğu gibi bir ara vokal Murat gözlerden kayboldu ve klasik halini almış şekilde Hakan Utangaç vokale geçerek eski Thrash Metal dönemlerinden “Rotten Dogs” parçasını çaldılar. Bu parçadaki performansa ve efora kesinlikle şapka çıkardım. Pentagram artık profesyonel olmuş bir grup ve müziklerine çok hakimdiler. Gördüğüm en büyük eksiklik ve olumsuz yön ise seyirciyle çok fazla diyalog kurulamaması ve daha sıcak bir tavırlar bütününün sergilenememesiydi. Parçalara çok çabuk geçildi ve seyirciyle bir diyalog ortamı oluşturulamadı. Bu onların kötü performans gösterdikleri anlamına gelmesin ki festivalin performans açısından en mükemmel gruplarından biriydiler. Headlinerlık statüsünü hak ettiklerini sonuna kadar kanıtladılar.Konserden 01:15 gibi ayrılmak zorunda kaldım. Çünkü gecenin 02:15'inde kalkacak bir otobüsüm vardı ve ona yetişmeliydim. Bu yüzden sonrasında neler olmuştur bilemiyorum.
Festival hakkındaki diğer ayrıntılara ve notlara geçmeden önce performans açısından son eklemeleri yaparsak, gerçek manada performansların başarılı olduğu bir festival izledik. Benim haddinden fazla ve kabak gibi aradan fırlar bir biçimde başarılı bulduğum gruplar gün sırasına göre Amon Amarth, Orphaned Land, Sentenced, U.D.O., Cenotaph, Destruction ve Pentagram oldu. Genel bir sıralaman nasıl olurdu diye bir soru sorulursa şöyle diyebilirim:
7)Orphaned Land
6)Sentenced
5)Pentagram
4)Cenotaph
3)Amon Amarth
2)Destruction
1)U.D.O
Festivalden Diğer Ayrıntılar ve Notlar
1. Festivale katılmaktan en çok hoşnutluk duyan, konser boyunca bizden biri gibi davranan, samimiyetini her açıdan yansıtan gruplardan olan Destruction festival sonrasında web sitesinden gerekli açıklamayı yapmakta gecikmedi. Destruction'ın festival üzerine yaptığı açıklama, arkadaşım Alper Pekdemir tarafından çevirilmiş bir şekilde bana aktarıldı ve ona çok teşekkür ederek grubun açıklamasını sizlere sunuyorum:
İSTANBUL FESTİVALİ BÜYÜK BAŞARI!
DESTRUCTION grubunun beyin adamı ‘Schmier' Türkiye'den döndükten sonra bizlere şu mesajı gönderdi:
Merhaba millet – orada bir çoğunuz bize egzotik ülkelerdeki gösterilerimizi ve etkilenimlerimizi soruyorsunuz. İstanbul/Türkiye'deki Rock The Nations festivali gerçekten olumlu bir sürprizdi, inanın bana! Türkiye'nin her yerinden, Bulgaristan, Suriye, İsrail ve Filistin'den binlerce metal dinleyicisi inanılmaz bir atmosferde barış dolu bir metal partisi düzenledi. Festivalin adı amacına ulaştı: Türkiye'den, Ortadoğu'dan, Amerika'dan, İngiltere'den, İsviçre'den ve Almanya'dan gruplarla birlikte hayranlar unutulmaz, fantastik bir metal parti yaşadılar. Katılmış olan herkes için hatırlanacak bir şey...
Coşku inanılmazdı! Bana Metal'in eski günlerini hatırlattı. Hayranların herhangi bir trendin yerine müzik için ateş ve tutkuyu tercih etmesi oldukça nostaljik hissettirdi.
Organizasyon ise bizlerin beklediğinden daha profesyoneldi. Bir kaç yıl önce Türkiye'de negatif izlenimlerimiz olmuştu, bu pozitif değişiklikleri görmek çok güzel...
Bu harika etkilenimlerden dolayı İstanbul ve Rock The Nation festivali için baş parmağımız havada!
Gelecek müsabakayı bekliyoruz, İsrail/Ortadoğu gerçekten ilginç olurdu... Ama her şeyden önce listede olacak gibi görünen (“mother” Russia!) Rusya! Bunun yanı sıra Kuzey, Orta, Güney Amerika ve İngiltere de öyle...
Metal birleşimi! (Metal unites!)
Şerefe!
SCHIMER!!!
2. Bir çok grup konser sonrası festivalden hemen ayrılırken Amon Amarth performanslarından sonra 1 gün daha festival alanında takıldılar. Bu esnalarda bizlerle birlikteydiler ve kendileriyle ilgilenen herkese yakın ilgi gösterdiler, resimler çektirdiler. Bir ara vokalist Johann Hegg'i U.D.O sahnedeyken onları izlerken ve kafasıyla tempo tutarken gördük. Grubun sıcak tavırları seyircilerin kalbinde taht kurdu ve gruba olan sevgi daha da arttı.
3. Festivalin ikinci günü bir ara Sentenced vokalini önümüzden geçerken gördük ve bir çok insan peşinden kuyruk gibi geliyor, koşturuyordu. Tabi Ville onları umursamıyordu bile ve yanında sözde bir koruyucu da vardı. Onu ilk görüşümüz bu oldu ve daha o görüntüyle Ville'nin rock star tavırları, kibirliliği ve yukarıdan bakışları kendisini hemen belli etti. Tabi bazı dinleyicilerimizin bu şımarık tavırlara çanak tutması inanılır gibi değildi ve bu karakter konusunda dinleyicilerimizin nasıl bir boyutta olduğunu da yansıtıyordu. Dış görüntü ve karizma karakterden daha önemliydi galiba!!! İşte bu olay bile niçin grubun ilk vokalisti Taneli Jarva'yı çok sevdiğimi ve Ville'ye bir türlü ısınamadığımı ispatlıyor.
4. Orphaned Land grubu bazı tavırlarıyla onların fanlarını hayal kırıklığına uğrattı. Türkiye'ye ilk geldiklerinde oldukça düzeyli ve sağlam tavırlarıyla dikkati çeken grup bu festivalde çok lakayıt bir görüntü aksetti. Özellikle bazı yavşakça hareketleri gözlerden kaçmadı ve ismini açıklamayacağım bir Orphaned elemanının arkadaşımın kız arkadaşına sarkıp ‘odama gelsene' demesi onlar için büyük bir hayal kırıklığıydı.
5. Atrocity konser sonrası seyircileri kabul ediyor ve imza dağıtıyordu. Bir hanım kızımızın grubun vokalisti Alex Krull'a yanlarında Liv Kristine olmasına rağmen yapışması, dudağından öpmek istemesi, Alex kabul etmeyince öpebilir miyim diye üstelemesine üzülerek baktık. Hanım kızlarımızın Tarkan'ı gördükleri zaman ‘Tarkan, Tarkan' diye yırtınmalarına gülerek bakan bir insan olarak soruyorum. Şimdi bu hanımların onlardan ne farkı var?
6. Festivalde dikkatimi çeken en önemli şeylerden biri festival alanında yoğun bir biçimde Moribund Oblivion promosyonunun yapılmasıydı ve her yerde onlarla ilgili ilanların yer almasıydı. Yerlerde onlarla ilgili bilgilerin yer aldığı kağıtlar kaynıyordu ve bir çok dinleyicimiz onlardan uçaklar, kurbağalar yaptı. Moribund Oblivion grubunun yaptığı bu promosyona şapka çıkarıyorum!!!!! Çünkü onun için iyi bir mali güce sahipler ve müziklerinin ötesinde giden bir reklam aracı söz konusu.
7. Festival alanında çok ilginç insanlar mevcuttu ve bazıları bir çok insanı gülme komalarına soktu. Farklı görünme çabalarını anlayabilirim ama bu kadar abartı halini alıp şebek, maymun ve maskara halini alınmasını anlayamıyorum. Bazı erkeklerimizin kara kalemlerle suratlarını komikçe boyaması, birkaç kızımızın saçma sapan giyinmesi, bir kızımızın suratını pudrayla beyaz bir kağıda çevirmesi ve dudaklarının bitiş noktalarına dudak boyasıyla diş çizmesi ve sözde kendisini vampirella!!!ya benzetmesi, bir çok insanın tek tip görünmesi, imaj yönünün çok ön plana çıkarılması ve dikkat çekmek için her türlü saçma görüntünün sergilenmesi gözlerden kaçmadı. Ve onları çok ama çok merak ediyorum. 10 yıl sonra onları görmek istiyorum. Bakalım hala bu müziği dinliyor olacaklar mı? Zaten bazılarının o esnada sahnede çalan müziği dinlediğine dahi inanmıyorum. Samimiyet olgusu anlaşılması kolay bir olgudur. Deri kanatlı kızlara, kalçasına kadar uzanan deri çizmeyle ve mini mini bir etekle dolanan assassin kılıklı kişilere lafım dahi olamaz. İlgi çekmek isteyen insanın yolu yordamı belli oluyor. RTN Festival alanı bir çimenlikti ve ortalık siyaha boyanmış koyunlarla kaplıydı.
8. Malevolent Creation ve Vader gibi Death Metal'in ağır topu olan grupları dinleyemeyen ve oldukça kırgın olan arkadaşlarımız festivaldeki kapalı alana girerek orada çalan DJ'ye ellerindeki arşivi vererek Death Metal ziyafeti çektiler. Kolonlardan son hiddet fışkıran Obituary, Morbid Angel, Cannibal Corpse, Napalm Death, Carcass gibi isimler bir çok Death Metal fanını azdırdı ve hınca hınç headbang yaptılar. Şahsen bu görüntü benim de çok hoşuma gitti ve o an çalan müziklerden inanılmaz bir tat aldım. Dışarıda Blaze çalıyordu ve içeride Death Metal fanları headbang yapıyordu.
9. Gruplara genel olarak bakıldığı zaman daha çok core öğeli, Progressive, Heavy Metal, Gothic etkilenimli gruplar ön plandaydı. Thrash, Death ve Black Metal gibi çok uzun bir geçmişi olan, ekstrem yapısıyla tam konser grupları olan, ekstrem anlamda ilgiyle izlenecek gruplar çok azdı.
SONUÇ:
Sonuç itibariyle iptaller nedeniyle her ne kadar organizatörler yerden yere vurulsa, yalancılıkla, ihmalkarlıkla ve beceriksizlikle suçlansa da iptaller haricinde harika bir organizasyon oldu. Ama bir dahaki etkinlikte müzikal türlere çok önem vermeleri ve bu türler dengesini çok iyi tutturmaları gerekiyor. Her tarzdan eşit sayıda gruplara yer vermek bir çok insan için daha mantıklı olacaktır. Festivale seçilen gruplar popüler ve piyasa bakış açısına göre değil denge üzerine olmalıdır. Umarım bir dahaki festivalde Death, Thrash ve asla dinlemediğim halde Black Metal'in büyük isimlerine de eşit olarak yer verilir. RTN organizasyonu kendisini bazı kırgınlıklar konusunda affettirmek istiyorsa bu dengeye dikkat etmeli ve işi baştan sıkı tutmalıdır.
Böyle bir etkinlik için onlara çok çok teşekkür ediyoruz, başarılar diliyoruz ama iptaller konusunda da kırgınlığımız hala devam ediyor. Umarım diğer festivallerle kıyaslama yapmayarak hatasız ve iptalsiz bir festival düzenlenir seneye. Bol başarılar ve tebrikler! |
|