...My Dying Bride (MDB) deyince bir çok insanın akan kanı durmakta ve bir ağıtı andıran parçalarında her insan kendi iç dünyasından, ruhundan bir şeyler bulmaktadır. Eminim ki bazı kişiler vokalist Aaron'ın önceden evli olduğunu, eşinin öldüğünü ve o noktadan sonra My Dying Bride'ın bu ölüm üzerine ağıt yakmaya başladığını zannediyordur. Ortada ne Aaron'ın eşi var ne de ölen bir insan. Liriklere bakıldığı zaman sanki ölen birinin ardından ağıt yakıldığını sanıyoruz. Ama böyle bir şey söz konusu değil... |
My Dying Bride (MDB), 1990 Temmuz'unda Aaron Stainthorpe, Andy Craighan, Rick Miah ve Calvin Robertshaw tarafından kuruldu ve 6 aylık provanın sonrasında kuşkulu dünyanın üzerine “Towards the Sinister” demosunu fırlattılar. Sonra “God Is Alone” ile iyi bir satış grafiği yakalandı ve 1 yıl sonra Peaceville Records tarafından gruba teklif yapıldı.
Daha sonra MDB bünyesine bas gitarist Ade Jackson katıldı ve ilk EP'leri “Symphonaire Infernus et Spera Empyrium” piyasaya sürüldükten kısa bir süre sonra ilk uzun albümleri “As The Flowers Withers” ile Avant Garde Doom Metal örneğini sergilediler.
İngiltere'deki turneden ve kısa süren Avrupa turundan sonra Kerrang dergisinde büyük boy haberleri çıktı ve kayıt için stüdyoda oldukları haberi duyuruldu. İkinci EP'leri “The Thrash of Naked Limbs” çıktı. Aynı isimli parçanın video klibi çekilirken baterist Rick bir kaza sonucu kötü bir şekilde kol bileğini sakatladı ve acıdır ki planlanan uzun bir Avrupa turnesi iptal edilmek zorunda kalındı.
MDB artık tüm otoritelerce saygı duyulan bir grup olmuştu ve ortaya koydukları öğelerin doom/death ve gothic sanatına öncülük ettiği kabul edildi. Yeni dönemde daha da ileri gidebilmek için herkes tarafından onaylanan violinst ve piyanocu Martin kadroya dahil edildi.
1993 yılı sonlarında Mammoth Avrupa Turnesi'ne başlamışken, aynı zamana çatan ikinci uzun albümleri piyasada göründü: “Turn Loose The Swans” ... 1994 yılında grubu duymayan yoktu “I Am The Bloody Earth” EP'sinden sonra materyalleri iyice oturmuş ve mayalanmış, perişan edici bir eser ortaya çıktı: “The Angel And The Dark River” ... 9‘ar dakikalık 6 efsane parça MDB'nin tehditkar zaferi gibiydi. Zengin lirikleri ve ruhu derinden acıtıcı bu albüm, MDB'nin en büyük değişimi ve başarısını tam anlamıyla kanıtlayan bir eseriydi.
Mayıs 1995'de Peaceville Records tarafından piyasaya sürülen bu albümden sonra, grup geniş kapsamlı turneye çıktı ve Hollanda'da düzenlenen Dynamo Open Air festivalinde çaldılar.
1995 sonbaharında önceki ilk 3 EP'de yer almış parçaların yeniden derlendiği “Trinity” çıktı. Bu yılın sonunda Iron Maiden ile mükemmel geçen İngiltere ve Avrupa Turnesi de şanlarına şan kattı.
1996 yılında “Like Gods Of The Sun” piyasaya sürüldü. Büyük bir özenle ve yüksek maliyetle oluşturulan bu albüm, temiz bir sounda sahipti. Albüm sonrasında iki Avrupa Turnesine çıkıldı, ilki 1996'da Cathedral ve ikincisi 1997'de Sentenced ile yapıldı. 1997 yılında grup ilk kez denizin öbür tarafına zıpladı. 1997 yılının Nisan ayındaki ABD turnesinde DIO'yu destekledi. Turnenin mükemmel geçmesine karşılık, baterist Rick'in hastalanması üzerine turnenin son haftalarına gelindiğinde tur iptal edildi. Acıdır ki bu hastalık grubun önünü kestiği için yeni bir baterist için arayışa başlandı.
1998'de hızlı çalışan grup alışılmış olmayan parçaların bulunduğu “34.788%... Complete” albümünü çıkardı. Gruptan provalar esnasında bir üye ayrıldı: Martin... Geçici olarak çalışmak üzere Dominion grubundan baterist Bill Law kadroya dahil oldu. Bu köklü değişimlerden sonra grup stüdyoya girdi.
Hummalı ve planlı bir çalışmayla grup altıncı albüm için önemli hazırlıklar yaptı. Bu çalışmalar sırasında eski Solstice ve Anathema bateristi Shaun Steels gruba dahil oldu ve klavyelerde grubun yardımına Johny Maudlin koştu. Hemen ardından 1999 Kasım'ında “The Light at the End of the World” albümü yayınlandı.
Bu albümde temel MDB sounduna dönüldü ve yer yer periyodik olarak “Turn Loose The Swans” ve “Like Gods Of The Sun” soundu kullanıldı ama bütünsel olarak yeni bir perspektif ile yeni bir sound ortaya koyulmuştu. Grup bünyesine ikinci gitarist Hamish Glencross'u kattı fakat onun çalışması bu albümde işitilemedi.
2000 yılında grup Batı Avrupa turnesinde 10. yıldönümünü kutladı ve iki derleme piyasaya sürdü: “Meisterwerk 1 & 2” …
Kısa bir süre sonra grup tekrar stüdyoya girdi ve Haziran 2001'de “The Dreadful Hours” albümünü yayınladı. 7 yeni parçanın bulunduğu albümde 14 dakikalık efsane parça “Return Of The Beautiful” yeni bir isimle yayımlandı: ”Return To The Beautiful”...
2002 yılında çıkarılan “The Voice Of The Wretched” konser albümünden sonra 2004 yılının başında çıkardıkları “Songs Of Darkness, Words Of The Light”(SODWOTL) albümüyle daha farklı karanlık temaların vurucu enstantanelerini yürürlüğe koydular.
Ve grup hala yoluna devam ediyor… Tüm karanlık tohumlarını saçarak… Grubun şimdiki kadrosu aynen şöyledir:
Aaron Stainthorpe: Vokaller
Ade Jackson: Bas gitar
Andrew Craighan: Gitar
Hamish Glencross: Gitar
Shaun Taylor-Steels: Davul
Sarah Stanton: Klavyeler
MY DYING BRIDE'A MÜZİKAL BAKIŞ
My Dying Bride (MDB) deyince bir çok insanın akan kanı durmakta ve bir ağıtı andıran parçalarında her insan kendi iç dünyasından, ruhundan bir şeyler bulmaktadır. Eminim ki bazı kişiler vokalist Aaron'ın önceden evli olduğunu, eşinin öldüğünü ve o noktadan sonra My Dying Bride'ın bu ölüm üzerine ağıt yakmaya başladığını zannediyordur. Ortada ne Aaron'ın eşi var ne de ölen bir insan. Liriklere bakıldığı zaman sanki ölen birinin ardından ağıt yakıldığını sanıyoruz. Ama böyle bir şey söz konusu değil.
MDB'ın en büyük avantajı, insanların zayıf noktalarını yakalaması. Neden zayıf nokta diyorum? Bazı buhranlar, psikolojik düşünceler, felsefeler ve düşünüşler sonrasında insanoğlunun nasıl bir tavır takındığı ortada. Bazen duygular karanlık bir yöntemle güçlü şekilde aktarılır. Bu hemen hemen bir çok insanda olan bir şey ve MDB bir kaç parçada bunu gayet iyi ortaya koyuyor. Bunun sonucunda doğal olarak insanlar kendi hayatlarını görüyorlar ve iç dünyalarını MDB ile ortaya koyuyorlar.
Grup isminin gerçekte ölen biriyle de bir alakası yok. Çünkü grup kurulurken düşünülen ilk isim “My Dying Child” idi fakat tepki alabileceklerini düşündükleri için “Bride” kelimesini tercih ettiler. Ama kim ne derse desin bu işi çok iyi yapıyorlar.
MDB sanki aşk grubuymuş gibi, aşk acılarının bunalım grubuymuş gibi lanse edilebilir ama pek ilgisi yok. Çünkü şu ana kadar yaptıkları parçaların tamamını bir araya getirirseniz, aşk ile ilgili olanlar az kısmını kaplayacaktır. Daha çok derin ve karamsar konularda, din-Tanrı-İsa döngüsünde ve yer yer karanlık temalarla bezeli seks olgusu da dikkatleri çekmektedir. Öyle yoğun bir lirik bütünlüğü ve edebi bir anlatım vardır ki parçalarını Türkçe´ye çevirmek çok zordur. Çünkü grubun aynı zamanda söz yazarı olan Aaron, yazım ve aktarım stili, anlatım ifadesi, anlaşılabilme noktasında çok çağrışım yapılması gerektiğinden Şekspir'e benzer ve yazdıkları şeyleri düşünüp yorumlamak gerekmektedir. Mesela bir kaç parçadan liriksel bağlamda örnek verebiliriz ve aktarmak istediğimi daha iyi anlatabilirim.
“Sadece benim günahlarım bir adamı öldürdü. Derinlik benim acımdı ama ben yine aynı şeyi yaptım. Benim duam sadece tanrıyaydı. Kanıyor, ağlıyor, seslenemiyor, yalvarıyor. Her şeye gücü yeten, beni niçin işitemezsin?” (Grace Unhearing)
“Bu sonsuz gecede nasıl savaşabiliriz? Oh, İsa Efendi, bizi korumayacak mısın?” (It Will Come)
“Umutlar şehvetle nerede ölür? Sen insanları ölümlerine tekmeliyorsun. Umutsuzca yaşar ve ölürüz. Ölüm nehrinde bizi çiğniyorsun.” (The Cry Of Mankind)
“Göremiyorum ki Tanrım! Dünya için ağladım, eskisinden de fazla ama nehirler hala kızarmış gözyaşlarıyla akar.” (From Darkest Skies)
“Sadece iki kış için yaşadık. Tanrım! Sen ne oluyorsun? Sevgili, sevgili efendim.” (Two Winters Only)
“Acın hiç bir şeydi. Daha fazlasını istedin. Senin utanç verici cennetin şeytanlarla dolu. Sadece benim gibi! Sadece senin için!” (Your Shameful Heaven)
“Yardıma ihtiyacım var, ama senden ya da Tanrı babandan değil. Hayır! Vay canına İsa Mesih! Kurtarıcım kimdir? Tanrının ölümünde kendimi yitiriyorum. Hayır! Bütün bu acıları çekemem. Bütün gün kar'ı gördüm. Yağıyor. Durmuyor. Bütün gün yağıyor. Sesimi yükselttim ve gürültülü bağırdım: “Bu gerçekten de hayat mı?” (The Snow In My Hands)
Ve söz konusu ufak örneklerle soruyorum: Aşk bunun neresinde? Belki Tanrıya bir yerinme, belki sanki ona bağlıymış gibi bir bakış açısı ama daha çok bir yerinme.
MDB'ın gelişimine baktığımız zaman her albümde farklı bir şeyler ortaya koyduğunu görüyoruz. Müzik piyasasına [ Towards the Sinister(Demo), God Is Alone 7, Symphonaire Infernus et Spera Empyrium(EP) gibi eserleri saymazsak] ciddi anlamda “As The Flower Withers” albümüyle giriş yaptılar. İlk çıktıkları sırada son derece brutal bir yapıya sahiptiler. Albümdeki karanlık ve karamsar duygular, bu duyguların son derece karanlık, güçlü ve sert müzikle birleşmesi, müziğin yavaştan giderken bir anda patlaması, son derece sert, gerektiği anlarda çok hızlanması ve baskın brutal vokal dikkati çekiyordu.
The Thrash of Naked Limbs isimli ikinci EP'lerini “As The Flower Withers” albümünden sonra çıkardılar.
Sonrasında müthiş bir albüm ortaya konmuştu: ”Turn Loose The Swans”… 1993'te ortaya çıkan bu albümde dikkati çeken en önemli özellik; temiz ve brutal vokalin bir arada barınmasıydı. Başlangıçlarda insanın kalbini delen soundla, öldürücü gitar melodileriyle başlayan parçalar, temiz vokalle başlayan duygular, bir anda brutal patlamalara dönüşüyordu. Bu daha etkin bir yöntem ortaya koyuyordu. “The Snow In My Hands” parçası örneğinde olduğu gibi… Özellikle bu albümdeki “Crown Of Sympathy” parçası bir çok insan için içiş ve kopuş alemlerinin baş parçasıdır. Albümdeki diğer parçalara oranla daha sivrilmiş bir parça görünümündedir.
1995 yılında çıkarılmış olan “Trinity” isimli 3. EP'lerine “As The Flower”daki aynı soundu taşıdılar, brutal müzik devam ediyordu ama biraz hız kesilmiş gibiydi.
Brutal yoğunluklu bu albümlerden sonra 1995 yılında çıkarılan “The Angel And The Dark River” albümüyle MDB bambaşka bir kimliğe bürünüyordu. Artık brutal vokale son verilmiş ve albüm baştan aşağıya ağlamaklı vokallerle doluydu. Albümün müzikal altyapısı son derece yumuşamıştı, melodikti, gayet ön planda duran violin albümün en dikkat çekici müzikal yönüydü. Bu albümdeki duyguları da anlatmak mümkün değildi tabii. Grup bir albümle insan kalbinin ve beyninin derinliklerine nasıl girilebilirmiş bunu gösteriyordu bize. Bunda da zorlanmaları imkansızdı. Çünkü insanoğlunun en çok hissettiği karamsar duyguları bir ayna görevini görerek bize yansıtıyorlardı.
1996 yılında “Like Gods Of The Sun” albümüyle daha değişik bir MDB vardı karşımızda. Çünkü en yumuşak soundu ortaya koydukları albümleri “Like Gods…” olmuştur. Ama iyice yumuşamış olmaları, onların duygusal patlamaları ve müzikal enfesliklerini göstermelerine asla engel değildi. Bu albümle yine klasikleşmiş ve Heavy tarihinde yer almış bol bol violinlerin kullanıldığı parçalar ürettiler. Göze en çok batan parçaların “A Kiss To Remember” , “For You” , “For My Fallen Angel” ve “It Will Come” olduğu söylenebilir. Özellikle “A Kiss To Remember” parçası ilk dinlendiği anda insanı vuran bir şaheser. Bunu zannedersem daha çok sözlerinde aramak lazım. Yudum yudum tadılan bir sevgi durumunu, insanın bünyesine enzimler gibi karışıp tüm vücuda hükmeden ve yayılan bir sevgiyi anlatışı vardır.
Ve 1998 yılında “34.788%... Completed” diye bir şey koyuldu ortaya ve bana göre bu gerçek MDB olamazdı. Çok deneysel bir albümdü. (Şahsen beğenmediğim tek albümleridir.) Yoksa kaybediyor muyduk grubu? Bu albümde ortaya konulan şeyler kesinlikle alakasızdı grupla. Sanki tüm geçmişlerine perde çekmiş gibiydiler ve bir çok insan buna bir anlam veremedi ama fazla uzun sürmedi bu durum.
1999 Kasım'ında ”The Light At The End Of The World” albümünü çıkardıklarında derin bir oh çektik. Ama bu sefer de ilginç bir durum vardı ortada. Brutal vokale dönüş yapılmıştı. Öyle parçalar vardı ki belki de MDB daha önce olmadığı kadar azdırıcı parçalara damgasını vurmuştur. “She is Dark” ve “Fever Sea” gibi parçalar tam anlamıyla baş köşeye konulacak parçalardandı.
2001 Temmuz ayında çıkan "Dreadful Hours” albümüyle MDB eski kimliğine biraz daha kavuşmuş gibi görünüyordu. Albümdeki “My Hope The Destroyer” parçası, bütünlüğü ve klavye destekleriyle kesinlikle öldürücü bir temaya sahipti. Bir not eklemem gerekirse, eğer Teoman'ın ‘En Güzel Hikayem' isimli parçasını dinleyip, parçanın bitişindeki klavyeye kulak kabartırsanız, ‘My Hope The Destroyer' parçasındaki klavye melodileriyle inanılmaz bir paralellik ve benzerlik göreceksiniz.
“The Dreadful Hours” albümünde hem o ilk dönemlerinin brutal karanlığı var hem de “The Angel And The Dark River” ve “Like Gods Of The Sun” albümlerinin hafif melodikliği var. Yani ilk zamanların sert MDB'ı ile daha sonra yumuşak soundların ortaya koyulduğu MDB'ı birleştirilmiş ve yeni bir sentez ortaya konmuş. Eski MDB dinleyicilerini tekrar kazanabilmek söz konusu olabilir. Ya da öze dönüş mü diyelim?
Yeni ve eski MDB fanları diye bir kavramı kabul ederim. Çünkü MDB gelişimine baktığımızda üç yönlü bir gelişim görürüz. İlk başlarda gayet sert ve brutal müzik yapan MDB (As The Flowers Wither, Turn Loose The Swans, Trinity), yumuşak ve temiz soundların ortaya konulduğu MDB (The Angel And The Dark River,Like Gods Of The Sun) ve hem ilk dönemin, hem de sonraki dönemlerin karışımı olan, brutal ve temiz, sert ve yumuşak soundun ortaya konduğu MDB (The Light At The End Of The World, The Dreadful Hours, SODWOTL)…
MDB fanları bu gelişime göre şekillenmiştir diye düşünüyorum. Kimileri sadece ilk dönemin, kimileri ikinci dönemin, kimileri de her döneminin fanıdır. Ama şu anki görünüme baktığımız zaman ikinci dönemin MDB hayranları çok daha fazla gibi görünüyor.
MDB, ülkemizde konser vermesi en çok istenen gruplardan biri ve maalesef kimse bunu başaramıyor. Aslında grup Türkiye´ye gelecekti ama her şey bundan 5 yıl önce başladı. O dönemlerin efsane başarılarına imza atan Galatasaray Futbol Takımı, kendi sahasında Leeds United ile oynayacaktı ve bildiğiniz gibi 2 İngiliz taraftarı öldürülmüştü. Koyu Leeds taraftarı olan grup üyeleri, bu olay üzerine gelmekten vazgeçtiler ve o günden beri Türkiye´ye karşı her zaman soğuk bakıyorlar. Sonuçta bu ne kadar doğru tartışılır ve malum ki İngiliz fanatikleri her yerde olay çıkarıyorlar ve bir müziğe futbolu alet etmek ne kadar doğruysa...
Son albümleri SODWOTL için ayrı bir paragraf açmak gerekir. Çünkü yine her zamanki gibi diğer albümlerine asla benzemeyen bir esere imzayı attılar. Ama bir farkla! Sanki bu albüm daha kompleks ve karmaşık gibi. Tüm parçalar birbirinden inanılmaz farklı. Sürekli kıyaslandığı ve asla kıyaslanmaması gerektiği Anathema grubu gerçek heavyden uzaklaşırken, MDB grubu hala bomba gibi, taş gibi müzik yapıyor ve niçin onlarla kıyaslanmamaları gerektiğini suratlarımızda patlatıyor. Albümde baştan aşağıya bir vokal dersi veriliyor. Heavy alanında vokal dersi almak isteyen bir insanın bu albümü baştan aşağıya muhakkak dinlemesi gerekiyor. Çünkü her türlü vokal stili kullanılmış: Brutal, clean, scream, şuh, davudi, karamsar... Aklınıza gelen her türlü vokal stili mevcut. Ama bir parça var ki tüm vokal stilleri kullanılmış durumda ve aktarılan coşkunluk had safha da. O da “The Prize Of Beauty” eseridir.
Bu albümde ve diğer albümlerde liriksel açıdan Şekspirvari anlatımları görmek mümkündür. Şu unutulmamalı ki MDB lirik yönüyle Heavy Metal´in Şekspir´i gibidir.
Atilla ÇELİK
|