Kasvetli kapıyı ve güçlü engelleri çabucak bulduk, süratlice kapadık;ama uzun bir süre gürültünün, dans ya da şarkı sesinden, eziyetten bize daha fazla yaklaştığını işittik ve güçlü ağıtlar ve şiddetli öfke… (John Milton, Paradise Lost, Book VIII) |
Ünlü İngiliz şairi John Milton'ın harika bir eseri vardı. Adı Kayıp Cennet'ti. Söz konusu eser birkaç genci çok etkilemişti, Yorkshire Halifax'da yaşıyorlardı. Beş tane genç ilk kez Yorkshire'da Dewsbury Mezarlığında görüntülenmişlerdi. “John Milton” hayranıydılar ve “Kayıp Cennet” isimli eser onlar için çok şey ifade ediyordu. Nihayetinde 1988 yılında underground heavy metal piyasasına, John Milton'ın Kayıp Cennet eserinden esinlenerek Paradise Lost adıyla dahil oluyorlardı. O zamanki oluşumları vokalde Nick Holmes, gitarlarda Gregor Mackintosh ve Aaron Aedy, bassda Stephen Edmondson ve bateride Matt Archer'dı.
İngiltere Halifax çıkışlı grup işe ilk başladıklarında karanlık, hipnotize edici sound ve stile sahiptiler, Nick Holmes brutal vokal tarzını kullanıyordu. İlk albümlerini çıkaracakları sıralarda onlar fanzinlerde sert ve sezgisel görünmek istiyorlardı. 1990 yılında ilk albümleri “Lost Paradise” çıktı. Nihayetinde fanzinlere çıkmışlardı ve gerçekten de oldukça sert, mutsuz görünüyorlardı. Uzun bir yola çıkmalarına rağmen daha yolun başında metal hareketinin tahtına ulaşıyorlardı ve Olympus'un kapısını tırmalıyorlardı. Ama onlar hala mutsuzlardı. Çok karanlık, etkileyici, gothic, doom ve death tarzlarının bir harmanlamasını sunuyorlardı başlangıçlarda.
Umudunu kırmayıp yoluna devam eden grup 1 yıl sonra yani 1991 yılında “Gothic” albümünü piyasaya sürüyordu. Bu albüm sonrası grup büyük bir dikkat çekiyor, piyasaya meydan okuyor ve yenilikleri ortaya koyuyordu. Onlar besbelli ki soundlarıyla tabutlara çivi çakıyorlardı ve bir anda Gothic Metal adı altında bir tarzın oluşmasına neden oluyorlardı. Dark Wave tarzının kırılgan estetiğiyle beraber gitaristlerin olgunlaşmamış enerji dolu ritimleri ile bir kaos ortaya çıkıyordu. Söz konusu albümle beraber grup başarıya ulaşıyordu ve Avrupa'da tur düzenleyecek duruma geliyordu.
1992 yılına geldiğimizde de “Shades Of God” albümünü çıkarıldı ve artık onları tutmak mümkün değildi. Albüm çıkar çıkmaz 4 parça radyolarda yayınlanmaya başladı ve günümüze kadar gelen 2 muhteşem parçaya imzayı atmışlardı bile: “As I Die” ve “Pity Of Sadness” . Her iki parçaya da klipler çekilmişti ve Paradise Lost o an için Türkiye'de olmasa bile Avrupa'da çoktan tanınmıştı, TV'lerin heavy metal programlarında kendilerine yer buluyorlardı. “As I Die” parçasının en önemli özelliği de ilahi yönüyle kendi fanlarına adanmasıydı. Çünkü yaşayan ölülere dair ilginç bir temayı yansıtıyorlardı. Söz konusu albüm ile Paradise Lost kendi orijinal soundunu, tarzını kabul ettiriyordu ve heavy metal piyasasına yeni bir hareket getiriyordu. Acımasız tutkuyu, enerjinin gölgelerini ve cayır cayır yanan gothic öğelerini gözler önüne sermişlerdi.
Nick Holmes - Vocals
Gregor Mackintosh - Lead Guitar
Aaron Aedy - Rhythm Guitar
Stephen Edmondson - Bass
Matthew Archer - Drums |
Ve nihayetinde 1993 yılında tüm yönüyle doruğa çıktıkları “Icon” albümüyle piyasada tekrar görünüyorlardı ve bu sefer Paradise Lost resmen büyük bir grup ünvanını elde ediyordu. Söz konusu albüm kesinlikle müzikal açıdan tam anlamıyla doruğa çıktıkları bir eserdi ve çok derin fanlar kazanıyorlardı. Grubu ilk tanımam da 1993 yılında “Icon” albümüyle oluyordu ve söz konusu albüm benim için temel yapı taşı albümlerimden oluyordu,hayatımın geçen yoğunluğunda büyük bir derinliği simgeliyordu ve aylarca bıkmadan dinlememe neden oluyorlardı. Gruba inanılmaz bir sevgi duymaya başlamıştım. Karşımızda çok orijinal bir sound vardı. Artık iyice ustalaştıkları keskin, net ritim gitar partisyonları, oldukça yavaş gözler önüne seriliyordu. Gerçekten de çok yavaştı gitar tınıları ama farklı dünyalara götürüyorlardı bizi. Solo gitar partisyonlarıyla mükemmel bir teknik ortaya koyuluyordu ve “vah vah” tınılı sololarla içimize işliyorlardı. Daha önce kullanılan brutal vokal tarzından daha farklı bir vokal tarzına geçiliyordu ve vokal tarzı oldukça sertti. “Icon” albümüne MTV Headbangers Ball programının büyük övgüleri oldu, grubu sürekli övdüler, klipleri yayınladılar ve söz konusu programdan da bir ödülü kapmış oldular. Grubun ününe ün katmasında albümün ve Headbangers Ball programının büyük etkisi olmuştu. “Embers Fire” ve “True Belief” parçaları albümde sivrilen parça konumundaydı. “Embers Fire” parçası Clarion oto teyp sistemi reklamında kullanıldı ve bu reklam Türkiye televizyonlarında da yayınlandı. Albüm modern heavy metalin temel yapı taşlarından biri olmuştur ve albüm sonrasında bir çok Paradise Lost taklidi gruplar ortaya çıkmış ve Paradise Lost tarzı bir çok grup tarafından uygulanmaya başlamış, heavyde gothic öğeler büyük bir patlama yapmıştır. Artık Paradise Lost devler liginde yer alan bir gruptu. “Icon” albümünde biraz death metalin kökleri bulunmuş, geleneksel tarzın yerine farklı lezzetler koyulmuş, gürültülü, heyecanlandırıcı riffler ortaya koyulmuştur. Ama bu sefer bir fark vardı. Hissedişler artık mutsuz değildi.
1995 yılına geldiğimizde baterist Matt Archer ayrılmış, yerine Lee Morris gelmiştir ve “Draconian Times” albümü yeni kadroyla piyasaya sunulmuştur. Albüm “Icon” ile hemen hemen benzerdi ama daha ticari bir çalışmaydı. Daha fazla modern sesler kullanılmıştı, yeniliklere daha açıktı ve bu da nihayetinde büyük satış rakamlarını getirmişti. Kendilerine özgü yeni sesler ortaya koymuşlar, Mackintosh kendine özgü elektriksel soundu iyice gözler önüne sermiştir. “Shadowsking” ve “Yearn Of Change” özel parçalardı ama yırtıcı ve uzlaşmacı değildi. Albüm, grubun yeni bir yola gideceğinin işaretini veriyor gibiydi. Ayrıca dünyaca ünlü sapık katil Charles Manson ile ilgili yazdıkları “Forever Failure” parçası çok etkileyici bir çalışmaydı. Aslında parçalar genel itibariyle gayet başarılıydılar, karamsar düşünceler alaycı bir dille ortaya konuluyordu ve melankolik etkilerin izleri de görülüyordu. Paradise Lost ismi artık dünyanın en büyük gruplarından birine tekabül ediyordu,büyük bir ticari başarı kazanılmıştı ve grup paraya para demiyordu.
1997 yılına geldiğimiz zaman “One Second” albümü gözler önüne seriliyordu ve eski fanları şok etmişti. Paradise Lost artık tamamen farklı bir türe kaymış,heavy metalin asıl unsurlarından uzaklaşmış,yeni sesler koymuşlar, elektronik sesler ve sample'larla müziklerini desteklemişlerdi. Bu belki onlara yeni hayranlar kazandırdı ama eski fanlar büyük bir hayal kırıklığına uğramıştı. Nick Holmes da eski sert vokal anlayışından uzaklaşmış,temiz bir vokal stilini ortaya koymuştu. Ama hakkını yememeliyiz ki yeni vokal tarzında da son derece başarılı ve etkileyiciydi. O zamana kadar çok sevdiğim grup,eski albümlerini çok beğendiğim grup eski önemini gözümde bir nevi kaybetmişti ve beynimde artık eski Paradise Lost'un geçerliliği devam ediyordu.Eski fanların grup üzerindeki müzikal yolculukları en sonunda farklı bir boyut kazanmıştı. Söz konusu albüm,eski albümlerden bağımsız olarak düşünüldüğünde aslında başarılı bir albümdü. “One Second”, “Say Just Words” gibi çok başarılı parçalar da vardı.Kafa dinlemek, farklı seslere şahit olmak,biraz yumuşak düzeyde melankolik bir tat almak için albüm başarılı sayılırdı. Artık eski sert görünümden sıyrılınmıştı ve karşımızda yepyeni formatıyla başka bir Paradise Lost vardı.
1997 yılında “The Singles Collection” toplama albümlerini çıkardılar. 1998 yılında da “Reflection” isimli mini bir çalışma yer aldı.
1999 yılında karşımıza “Host” albümü ile çıkan grup artık tamamen farklılaşmıştı. Bu her açıdan belli oluyordu. İmajlarından müzik tarzlarına, soundlarından lirikleri aktarışlarına kadar. Artık heavy metalin kökenlerinden tamamen kopulmuş, rock tarzı riffler göz önüne gelmiş ve müzikal tür olarak New Wave etkilenimleri ortaya çıkmıştır. İngiltere'nin popüler tarzını sergileyen gruplardan biri haline gelmiştir grup. “So Much Is Lost” ve “Permanent Solution” parçaları en başarılı parçalar olarak göze çarpıyordu. Albüm her ne kadar grubun büyük bir değişimi sonucunda heavy metalden uzak olsa da farklı sesler duymak isteyenler için, yeni şeyleri merak edenler için ve özellikle de sakin kafayla müzik dinlemek isteyenler için bire birdi.Sonuçta kendi tarzında gerçekten de başarılı bir albümdür.
2001 yılına geldiğimizde “Believe In Nothing” albümü yayınlandı ve yine şaşırmadık. Grup artık New Wave etkilenimli müzik yapıyordu ve British Pop öğelerini barındırıyordu. “Mouth” ve “Fader” parçaları başarılı parçalardı. Grup eski fanlarından tamamen uzaklaşmışlardı ve artık yeni fanlarına sesleniyorlardı. Yeni fanlar da söz konusu çalışmaları beğeniyorlardı. Her ne kadar heavyden uzaklaşılsa da kendi tarzında yine de başarılı bir albüm olduğunu söyleyebiliriz.
2002 yılına geldiğimiz zaman da “Symbol Of Life” albümü yayınlanmıştır. Artık Paradise Lost rock müziğinin şampiyonlarından biriydi. Albüm ile yeni yollara başvurulmuştu. Grup önceki yaratıcı kararlılıklarının siyah-beyaz mantığından kendi istediklerini üretmişlerdi ve farklı artistik yollara başvurmuşlardı. Grup artık kendisini her albümle yenileyen bir görünüm kazanmıştı ve rock, new wave dinleyicilerinin büyük ilgisini çekiyorlardı. Albümde Dead Can Dance grubundan “Xavier” coverı yer almıştır ve albüm genelinde cyber sesler de eklenmiştir. Albüm Rock Hard dergisinden 8/10 puan almış, ayın albümü seçilmiştir. Metal Heart dergisi de 8,5/10 puan vermiştir
Evet. Gerçekten de çok ilginç bir hayat hikayesi. Bir zamanlar mezarlık önlerinde pozlar verip, sert bakışlar atan, brutal vokal kullanan, gothic-doom-death metal tarzlarını harmanlayan ve bu yolla bir çok hayran kazanan bir gruptu Paradise Lost. Çünkü o zamanlar gençtiler, düşünceleri ve müzik anlayışları daha sertti, bu müziklerine de yansıyordu. Daha sonraki yıllarda grup olgunlaşmış, sert bakışlar atıp, karanlık müzik yapmak zevkinden uzaklaşarak daha farklı tarzlara kaymışlar ve daha büyük kazançlar elde etmişlerdir. İyice para kazanan grup sert öğelerden tamamen koparak New Wave ve British Pop tarzına kaymış, farklı sesler, yeni melankolik sesler ilave etmişler ve yeni kimlikleriyle müzik hayatlarına devam etmişlerdir ve hala yaşıyorlar.
Yeni tarza geçmeleri sadece kendilerini ilgilendirir, onlara kızma hakkımız yok. Çünkü ne hissediyorlarsa onu yapmak kendi hakları. Eski müzik tarzını sırf eski fanlar istemiyor diye zorla devam ettiremezlerdi. Sonuçta grup kendi istediği müziği yapıyor, her albümde farklı tarzlar ortaya koyuyor ve Paradise Lost ne tarz yapıyor sorusu sorulduğu zaman da apışıp kalıyoruz.
Sonuç itibariyle eskisi kadar sevmesem de gruba yeni tarzından dolayı saygı duyuyorum ama “Icon” albümünden aldığım tarzı diğer albümlerine değişmem. O zamanki Paradise Lost benim için bir ekoldu, çok önemliydi ve hayat devam ediyor. Ama yine de John Milton'ın Kayıp Cennet eserindeki o temaları da özlemiyor değiliz
Atilla ÇELİK
|